Menü
ÖLÇÜDEN BÎHABERSİZ  2 Ağustos 2014
Ada'dan • ÖLÇÜDEN BÎHABERSİZ  2 Ağustos 2014

ÖLÇÜDEN BÎHABERSİZ  2 Ağustos 2014

 

 

Azminin hayranıyım!

Tanıdığımda yakın taşramızın bir şehrinde ama köyünde öğretmenlik yapıyor, ayrıca, adını galiba köyden alan, bıçak sırtı inceliğinde bir  “edebiyat ve düşünce dergisi” çıkarıyordu. Tanışıklığımız bu vesileyle, önce “Facebook” üstünden, sonra vicahen. Ada’da görüştükleri varmış, zaman zaman onlara geliyor, onlarla görüşüyor, etkinliklerine katılıyor, geldiğinde bana da uğruyor, derginin yeni sayısını sessizce bırakıyor, sandalyede ufacık oturuyor, konu olsun için sorduklarıma kısacık cevaplar veriyordu. Ama derginin reklam sayfaları kimlerle alışverişte olduğunu ayan ediyor, çapraz sorularıma cevapları da bunu doğruluyordu –o farkında değil. Gördüm ki camiadan yahut yakınından yahut da uzağından ama onun da bir arada yaşama kültürünü almış taşra işadamı, tüccar, esnaf, memur ve sendikacısı ve elbette okuryazarı, hele ki serbest meslek sahipleriyle görüşmekten hoşlanıyor, onlardan topladığı, ticari reklam ücreti imiş gibi görünen ama aslında davaya teberru edilen ufak ufak paralarla da dergiyi götürmekteydi.

Nasıl edinmiş o güveni?

Kolay iş değil! Gerçi dergi “Varlık”ı, “Hece”yi, “Kitap-lık”ı geçiniz, Türkiye’nin uzak taşrasında çıkanların bile gerisindeydi. Ne şeklen standardı yakalamıştı… Hayır, hayır, böyle değil. Böyle dersem, ne yakalamıştı dersem, yakalamaya niyetlenmiş de olmamış sanılır.  Ölçü diye bir şeyden “bî-haber-siz” kalınmıştı; doğallayın piyasa içeriği de yazılara yetmiş, artmıştı. Yazıların içerikle uygunluğu elbette. Cümle cümleye, bom dedim de aklıma geldi mantığıyla ekli; denileni anlamak için kendi kendinize sorduklarınızın ve yürüttüğünüz muhakemenin yetmesi imkânsız. Çok söyledik, ben söyledim, grafiker arkadaşlardan, dergi mutfaklarını bilen gençlerden söyleyenler oldu, madem özenmişsiniz, bari biraz da titizlenin “gayretiniz zayi olmasın” dedik, ne uyarımız dinlendi ne de eski lisana hürmet edildi. Fakat yine söylerim: Kolay iş değil. Mekân mekân gezeceksin de, on kuruş, on beş kuruş toplayacaksın da… Bana göre değil. Ben yapamam. “Çarksuyu” diye iki yapraktan ibaret aylık bir tabloit çıkardım vaktiyle, bugün iktidarda olanların “öteki” kılındığı yıllar, gazete onları koruyan gazete, 25 bin liraya üç bin adet bastırıyor, parasız dağıtıyorduk, eş dosttan destek istedim, en küçük rakamı da en küçük reklam alanı için bin lira diye belirledim, gazete çıktı, iki bin liralık yer kiralayan bir kardeşim, “Ben ‘Hürriyet’ gibi bir şey çıkaracaksınız sandım, buna para vermem” diyebildi –ne kelepirmiş hürriyeti- hâlâ alacaklıyım; bir başkası da –ki sekiz bin liralık arka kapağı kiralamışlardı- yaptıkları uçurtma şenliği nedeniyle cemaatlerinin okullarına ayrıcalık tanımamı istedi, hikâye, istiare, deneme falan deyip lafı edebiyata kaydırdığımı görünce de serbest mi serbest bir piyasa diliyle, “Ben işe ticari bakarım!” dedi, “Kesin öyleyse reklamı.” Altıncı sayıyı çıkarmak üzereyken askıya aldık gazeteyi, bugün de askıdadır.

İlişki kurmasına on puan.

Valla o incecik dergi –yalan olmasın-  on, on beş sayıda irileşti, kimlik’ti, şehir’di, taşra’ydı, mahalle’ydi ne kadar sahipsiz kalmış konu varsa onları dosyalandırıp gündemine almaya başladı, o kadar ki cüretini yüzyılın aslanlarına kaplanlarına kadar vardırdı. Nasıl bir güvense o! Güven değil cesaret, cesaret değil cüret! Yıllardır çıkan, kadrosunu oluşturmuş, abonelerini kemikleştirmiş, tirajını oturtmuş dergilerin yılda bir, hadi diyelim iki veya üç sayı için göze alabildikleri işler bunlar çünkü. Ama titizlenenler için. Diyeceksiniz ki: “Yayın devam ettiğine göre demek okuru var derginin ve beğeniliyor.” Yahu fuarlara katılıyor, panellerden, sempozyumlardan da çağrılıyorlar, ama dergi lehine mi yazılmalı bunlar? Dergi sosyolojisidir bu. Herkes birbirini idare ediyor –aman ilişkiler bozulmasın! Derginin masarifi de çarşılardan değil çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarından sağlanıyordur artık herhal. Miskalin yerini de kantar almış mıdır acep? Gereksiz sorular bunlar. Artık büyüdü, dergi sık sık iki veya üç ay birleştirilerek çıkıyorsa da yetmişinci sayısına şunun şurasında ne kaldı ki! İnsan bu, büyür. Büyüdü mü de sakınmaz anlatır. Gizlide tutulması gerekeni de anlatır. Kendine güven böyle bir şey. Hoş, anlatmasa da ortadaydı BGP’ye çıktığı, BGP –açılımı Büyük Güçler Platformu- ile teşrik-i mesaisi. Sosyal medyada arkadaşım olduğu günlerin yüzü kızaran öğretmeni gitmiş, yerini sanat ve siyaset insanlarının en kodamanlarından en küçümenlerine yedi bin kişilik bir arkadaş ordusunun başkomutanı almıştı şimdi. Benimkiler ancak yedi yüz kişi. O, benim on katım. Ne dese ne yapsa yeridir. Hikmetinden sual olunmaz. Paylandığımızda, yüzümüzü kızartıp kapı arkasında efendi efendi dikilmek düşer bize, sana, bana. Geri kalmışlara.

Gel de hayret etme!

Tanışmamız on, on beş yıl olmuştur. Bu süreçte camia içinde kimden kime, nereden nereye atlayıp sıçradığını, ama hep iktidarı gözeterek istasyon üstüne istasyon yaptığını, her birinden alacağını alıp ayrıldığını gördük. Camianın yakınından, uzağından olanlarla birliktelikleri ise köprü geçilene kadarmış meğer. Bir şikâyet döşenmiş “Facebook”ta onlardan, iktidara şikâyet etmiş, ayrı; Allah indinde de bir seccadelik olsun yer bırakmamış, hayret edersiniz!

Elenenler, beraber yürüdükleri o yıllarda yirmi dört ayar altın kıymetindeydiler oysa. Facebook”ta onlar için şimdi demiş ki: Anti-kapitalist Müslüman imişler. Öyleyse inkâr içindeler! Bir küfrü yaşıyorlar! Sol ideolojilerle ittifak peşindeler! O sol ki kadınları uluorta kahkaha atar, erkekleri Boğaz’a karşı viski içer, dahası bu toprağın insanıyla problemli olup namaz kılmaz, oruç tutmaz, fakat iftar sofraları kurar, inanmadıkları bayramlarımızı da kutlarlar-lar-lar.

Ey, kandırılmışlar! Size sesleniyorum: Boşuna dua etmeyin! İnsan ameliyle vardır, siz amelsizsiniz, amel etmeyenin duası kabul olmaz! Allah duanızı kabul etmeyecek! Onun reddettiğini biz de reddederiz. Bizden  dua beklemeyiniz! Size duamız yok bizim!

Dünya sahiden dönüyor yav! Dün ötekileştirilen, bugün ötekileştiriyor!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....