Menü
SANMAK  28 Ağustos 2014
14/28 • SANMAK  28 Ağustos 2014

SANMAK  28 Ağustos 2014

 

 

 

İkisi de akademisyen. Prof. Siyaset bilimci. Gazetede köşeleri var, yazıyorlar. Küçüğünü bir tarihte çok okudum, severek okudum, çok yararlandım. Dobra dobracıdır. İktidarmış, başkanmış, askermiş, patronmuş, şöhretmiş, arkalıymış demeden kimde ne yanlış gördüyse hep yazdı. Bu yüzden de köşesinden oldu sık sık. Bir tarihte çok okuduğumu söyledim, bizim eve giren gazetelerde yazıyordu. Şimdi nerde yazar, bilmiyorum. Rastladığımda yine severek okurum.             

Büyüğü üç yaş büyük. Yuvarlak hesapla altmış yaşlarındalar diyelim. Böyle yazıyorum, diyeceklerimi döneme, bölgeye bağlamak isteyenler çıkar diye. Yoksa kardeş, hemşeri falan değiller. Biri Karadenizli, lafını esirgemeyen o. Büyüğü Doğu Anadolu’dan. Daha sık yazıyor. Ayrıca kitapları var. Sanatın her dalıyla ilgili: şiir, müzik, sinema, özellikle resim… E, romanı, hikâyeyi es mi geçelim, asıl çalışma alanı bunlarmış gibi hepsiyle hem de eleştirisini, yorumunu kitaplara taşıyacak kadar ilgili. Zaten bu alanda yazdıklarını seviyorum daha çok. Siyasi yazılarında bir şey eksiktir sanki. Biliyormuş da söylemiyormuş, bir kısa hesabı varmış da onu gözetiyormuş gibi. Hele iktidar el değiştirirken bu daha kolay görülüyor, gizlemek için makul ve mantıklı gerekçeler bulsa da aslında lafı dolandırmış oluyor sadece, gören de buna kanmıyor. Fakat her yazısı –kandırmadıkları da dahil- edebiyatla haşir neşirliğini gösterir bir dil lezzeti içindedir.

Hiç ummadığım bir dil yanlışı gördüm yazısında. Sık yapılan bir yanlış değil bu. Kurala gelir bir yanı da galiba pek yok. Hepimizin referansı herhalde kulak. Nasıl duymuşsak öyle söyleriz. O da kimi ortamlarda olmaz. Mesela diğer siyaset bilimci bildim bileli yapar bu yanlışı. Özelliği sayarım nerdeyse. Hakkında yazmayı hiç düşünmedim. Ama sanatla, dille öğür olmuşta da rastlayınca yazayım dedim. Önce klavye hatasıdır diye düşündüm, inanamadım, öyle olmasını da çok istedim, değilmiş, eski yazılarını taradım, onlarda da rastladım. Yazdığının mı doğru olduğunu düşünüyor acaba? Belki farkında bile değil.

Yazıda üç yerde kullanılıyor “san-“ fiili. Biri şöyle bir öbekte: “parkta dolaştığını san-an insanlar”. İkincisi şuna benziyor: “köyde yaşayanların banliyöde yaşadıklarını san-ma-s-ı”. Bunlarda, yanlış yok. Yanlışın olduğu cümle şunun gibi: “Kendilerini Roma’da san-a-r-lar-dı.” Fiil geniş zamanın hikâyesi, üçüncü çoğul şahısta çekimlenmiş. Geniş zaman eki, “-r”. Fakat ek ünlü ile biten fiil kök ve gövdelerine böyle gelir: ye-r, dinle-r…

Çok zaman çıplak olmaz, araya yardımcı ses gelir, o da gelişigüzel değildir.

Mesela ünsüzle biten iki ve daha çok heceli fiil kök ve gövdelerine, ünlüler uyumuna göre, “-(i)r” şeklinde gelir. Yardımcı ses “i”dir. Örnekleyelim: bulan-ı-r, gönder-i-r, siftin-i-r, gözük-ü-r

Ama ünsüzle biten tek heceli fiil köklerine, yine ünlüler uyumuna göre, fakat bu defa “i” değil “e” yardımcı sesini alarak gelir: biç-e-r, koş-a-r, kork-a-r…

Fakat “l”,” n”, “r” ünsüzleriyle biten tek heceli on beş kadar fiil köküne, yine ünlüler uyumuna göre, bu defa da “e” değil “i” yardımcı sesiyle gelir: gel-i-r, bil-i-r, al-ı-r, kal-ı-r, öl-ü-r, ol-u-r, bul-u-r, den-i-r, yen-i-r, ver-i-r, var-ı-r, dur-u-r, vur-u-r, gör-ü-r… İşte “san-” fiili bu kurala uyar “san-a-r-ım”, “san-a-r-dı-m”, “san-a-r-lar-dı” olmaz şöyle olur: sanırım, sanırdım, sanırlardı.

E, “inanmak, aldanmak, doymak ve yetinmek” anlamlarında kullandığımız “kan-” fiili de tek heceli ve “n” ünsüzüyle bitiyor da o neden “kan-a-r-ım”, “kan-a-r-dı-m”, “kan-a-r-lar-dı” oluyor?

Aslında ünsüzle biten tek heceli fiillere geniş zaman eki “e” yardımcı sesiyle gelir. Aralarında “san-“ fiilinin de bulunduğu on beş kadar fiil kural dışıdır.

Başka bir çetrefilli soru daha: “yen-” fiili nasıl çekilir acaba? “yen-e-r” diye mi? “yen-i-r “ diye mi?

Neresi çetrefilli bunun, diyorsunuz. Haklısınız. “Üstün gelmek, yenmek, bastırmak” anlamlarında kullanıldığında –ki geçişli fiil olur o zaman- yener, yenerdi, yenerlerdi…

“Yeme işine konu olmak, aşınmak” anlamlarında kullanıldığında –ki geçişsiz fiildir o zaman- yenir, yenirdi, yenirlerdi…

On beş kadarı niçin kural dinlemez? Ekin gelişi fiilin anlamına göre niçin değişir?

Valla, iyi ki değişir, anlam karışması önleniyor böylece.

Ama kurala uymayanlar niçin uymazlar, niçin serkeşlik ederler, onu ben de bilmiyorum.

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....