Menü
YENİ'Yİ SEVİYORUZ  14 Eylül 2014
14/28 • YENİ'Yİ SEVİYORUZ 14 Eylül 2014

YENİ'Yİ SEVİYORUZ 14 Eylül 2014

 

“Yeni” kelimesi yeni değil. Nişanyan Uygurca metinlerde geçtiğini yazıyor, anlamını da veriyor. O 4’üncü, 5’inci yüzyıllarda atalarımız, “her ayın ilk on günü” için bunu kullanırlarmış meğer. Kaşgarlı’da da “yakın zamana ait her şey” anlamında geçmekte -11’inci yüzyılda yani. Ancak Hint-Avrupa dillerinin hemen hepsine de yakın sesler halinde yerleşmiş. Köken olarak Türkçe değil belki, ama on, on iki, on üç yüzyıldır bizimle, tepe tepe de kullanıyoruz, dayanıklı çıktı mübarek, eskitemedik vesselam!  

“Yeni” dendi mi –nedendir bilmem- “yeniçeri” gelir aklıma. Uygurcada “çeri” de var, “ordu” anlamında kullanılıyor, eski eskiyi çağrıştırıyor değil herhal. Bizdeki anlamı ise “asker”, bunun çağrıştırıcılığı daha kolay. Zahmetsiz. Sonra yeniçerilerle ilgili kimi lehlerine, kimi aleyhlerine pek çok yorum, görüş de var. Sizi bilmem ama kuruluşu Orhan Gazi zamanına kadar giden bir teşkilatın kaldırılacak kadar hayırsızlaşmış olacağını sanmıyorum ben. III. Selim zamanında palazlanan, II. Mahmut zamanında da gücü yakalayan bir “nev-zuhur” –yeniyetme yani- teşkilata vefasızlık etmiştir. Bektaşiliğe ve hem de Anadolu’ya. En matrağı da ne? III. Selim’in nispet yaparcasına kurduğu ordunun adı “Nizam-ı Cedîd”, II. Mahmut’unki de “Sekban-ı Cedîd”. Gidecek olan, “Yeniçeri”; yerine düşünülenler, onlar da “cedîd”. Bu mu ne? O da “yeni”. Giden de “yeni”, gelen de. Gül Allah gül!

Bu “cedîd”, yabancımız değil. “Edebiyat-ı Cedîde”den hatırlarsınız. Servet-i Fünun şair ve yazarları Tanzimatçılarınkinden farklı bir edebiyatın peşinde olduklarını böyle belirttiler. Oysa Şinasi’yle başlattığımız, Batı etkisindeki edebiyatımızı da “Yeni Türk Edebiyatı” diye adlandırmıştık. İsmail Habib Sebük’ün tahammülü yok sokak ağzına, o, kaleme aldığı edebiyat tarihine “Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi”  adını verdi.

Yukarıda “nev-zuhur” dedim, oradaki “nev” de “yeni” demek. “Cedîd” dile Arapçadan gelip girmiş, “nev” Farsçadan. “Nev-ruz”daki “nev” bu. Baharın ilk günü olan 22 Mart için kullanılıyor “nev-ruz” –“Yenigün” demek. Sonra bir mısra var: “Esti nesîm-i nev-bahar açıldı güller subh-dem”. Peki, “yeni moda” yerine ne kullanıyordu eskiler? Ki biz de kullanıyoruz bugün “yorgan kılıfı” anlamında, neydi? “Nev-resim”. Ankara’nın “Yeni-şehir”ini bilirsiniz, onun Türkiyeli büyüğü “Nev-şehir”, dünyalısı da “New-york”. Küredeki yakın akrabaları: Yeni Delhi, Yeni Zelanda, Yenidünya… Şimdi “şehir” kullanılmıyor, “kent” geçerli, hepsi şehirlerin dışında ve hayrettir hepsinin de adı “Yeni-kent”. Ankara’nın dışına bir mahalle kurulmuştu vaktiyle, “yeni”nin bir çekiciliği var, ondan vazgeçilememiş, adı “Yeni-mahalle” konmuştu. Kent ment değil.

“Yeni”yi seviyoruz. Çocukluğumun “Yeni Sabah”ını hatırlıyorum. Pazarları “Cumhuriyet”le birlikte alınırdı. “Yeni Asır”la “Yeni İstanbul” ad olarak var bende. Dağıtılmaları Adapazarı’na kadar uzanmazdı. 72 veya 73 olacak, Kemal Bisalman bir gazete çıkardı, bugünün “Taraf”ı gibi, adı elbette “yeni”li: “Yeni Ortam”. Bugün bizim Ada’mızda bile birkaç taneler: “Yeni Sakarya”, “Yenigün”, “Yenihaber”.

Bakındı! “Yenihaber” neyi hatırlattı? “Yeniharman”ı. Ne alaka! Ama zihnimi dürttü işte. Sert içimliydi. Toktu. Ağırdı. Kalantor sigarasıydı “Yeniharman”. Sürgülü bir kutu içindeydi O zamanlar haysiyeti vardı sigaranın. “Köylü”, “Birinci”, Bafra”, “Hususi Kokulu” şimdinin “Marlboro”su gibi kâğıttan bir kese içindeydi, dışındakiler ise tekmil kutuda. “Sipahi” de herkesin elinde olmazdı. “Yeni Sipahi” diye istendiği kalmış hatırımda, pakette “yeni” yazıyor muydu? “Yenice” kapaklı, menteşeli bir kutudaydı. Mürekkep yalamışlarda görüyordum daha çok.

“Yeni” olmayan bir şey kaldı mı? Ay yeni, yıl yeni, dönem yeni, çağ yeni, hatta zamanlar yeni: yeniay, yeni yıl, yeni dönem, Yeniçağ, yeni zamanlar…

Anayasa ve parlamento talebiyle yola çıkan Osmanlı aydınlarının kurdukları cemiyet “Yeni Osmanlılar Cemiyeti”dir. Ömer Seyfettin ve arkadaşları, konuşma diliyle yazı dilini birleştirmek, dili yabancı dillerin yükünden kurtarıp sadeleştirmek azmiyle buluşmalarına ne ad vermişlerdi? “Yeni Lisancılar”. Yahya Kemal, eski Yunan edebiyatına heves etti bir ara, “Sicilya Kızları”yla “Biblos Kadınları”nı da yazdı hatta, bu geçici eğilim “Nev-Yunanîlik” diye bilinir. Düşünce ve edebiyat tarihi, eskileri yeniden yeniden ele alan arayışlarla doludur, adları “Nev-Yunanîlik”e benzer: Yeni Eflatunculuk, Yeni Hegelcilik, Yeni Kantçılık, Yeni Eleştiricilik, Yeni Gerçekçilik, Yeni İzlenimcilik…

Siyaset de seviyor “yeni”yi. İlk örneği “Yeni Osmanlılar” mıdır acaba? Yakın yıllardan hatırladıklarım iki tane: Biri 27 Mayıs’tan hemen sonra, 1961’de Ekrem Alican tarafından kuruldu, diğeri de 2002’de İsmail Cem tarafından. İkisinin de adı aynı: “Yeni Türkiye Partisi”. İki tane de internetten yakaladım: 2009’da “Yeni Dünya Partisi”, 2013’te de “Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi” kurulmuş resmen.

“Yeni”yi seviyoruz. Şairler ki kelimelerle oynamaktır işleri. Onlar bile “yeni”yi gördüler mi kendilerini tutamazlar. Orhan Veli’yle temsil edilen şiir akımı “Garip”tir; fakat Cemal Süreya, Ece Ayhan, Edip Cansever ve Sezai Karakoç’un şiiriyle yeni bir damar açılır, “Garip”in açtığından farklı olduğu için numaralanıp İkinci Yeni diye adlandırılır. Numaralayanlar haklı. Ama “Garip” şairleri veya takipçileri “Garip” varken Birinci Yeni’yi kabullenmeli miydiler?

Şair böyle yapıyorsa elalem ne yapmaz!

Baksanız a “yeniden” dedim yukarıda; hadi bunda “yine, bir daha, tekrar” anlamı var, önceden yapılanlar gözden çıkarılmamış oluyor, yakışır diyelim. Ama “sil baştan”da öncekilerden vazgeçiliyor, hafıza boşaltılıyor, karşılaştırma imkânsızlaşıyor adeta, onu da “yeni”yle anlatıyoruz: “yeni baştan”.

Bugünlerde de “Yeni Türkiye” modası var. Nasıl olacak acaba? “Yeniden” mi, “yeni baştan” mı?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....