Menü
ANLATTIĞIM  28 Ekim 2014
14/28 • ANLATTIĞIM 28 Ekim 2014

ANLATTIĞIM 28 Ekim 2014

 

Montaigne Denemeler’in başında şöyle der: “Yapma ve zoraki değil, sade, tabii ve her günkü kıyafetimle görünmek istiyorum; çünkü betimlediğim kendi kendimdir.” Montaigne’den önce deneme yok. Bu cümle türün ta 1580 yılında hem de isim babası tarafından yapılmış ilk tanımıdır. Buna da uyulur. Nitekim Larousse da denemeciyi “on cilt yazı yazdıracak bir tez tutturan değil, düşüncesini ilgilendiği bütün konular arasında dolaşmaya bırakan insan” diye tanımlar.

Orhan Burian deneme yazmış, deneme üzerine kafa yormuş isimlerimizden. O da denemenin hem içerik hem biçim olarak bir kalıba sokulamadığına dikkat çeker ve denemeyi bütün yazı türlerinden daha özgür bulur. Nerden gelir özgürlüğü? Tamam, kalıba girmez deneme, başına buyruktur; kabul de bunu nasıl sağlar? Burian, “Çünkü denemenin özü, düşünme değil konuşmadır” der. Olmuş olmamış, gerçek veya yalan, hangi konuyu ele alırsa alsın, konuşur denemeci, hep konuşur. Sonuç değişmez. Anlattığı, kendisi ile kendisi, kendisi ile bir başkası, kendisi ile toplum veya tabiat arasındaki ilişkidir, onlarla kurduğu ilişkiyi açar gösterir denemeci sürekli.

Bilgin midir denemeci? Hayır! Konuşmak için bilgi gerekmiyor ki! Bilgi, diğer yazı türleri için şart. Onlar, metnin “içindeki” ile ayakta durmaktalar çünkü. Deneme konuşmak ise eğer, deneme için bilgi gerekmez. İnsan, bilmediği konular üzerinde de konuşamaz mı! Konuşur. Konuşuyoruz da. Ne  konuşulabilir ki! demeyiniz. Bilgimizin hiç olmadığı o konuyu nasıl karşıladığımızı anlatabiliriz mesela. Yeter ki dinlenir olsun anlattığınız. “Bilgi” değil burada paylaşılan. Ya ne? O konu vesilesiyle sergilenen “üslup”. Bilgi’ye bağlı türlerde bilgi’nin dayattıkları vardır, onlara uyarsınız mecburen: neden-sonuç, tez-antitez, ispat, örnek, sayı falan. Ama “üslup” dayatmaz. Yazarı boyunduruğa almaz. O kurallı da kuralsız da, çizgisel de sıçramalı da olabilir. Burian diyor ki: “Deneme, üslubun amaç olduğu tek yazı türüdür.” Ve şunu da: “Bütün yazı türlerinden daha özgür.”  

Deneme Fransa’da doğar, edebi değerini ise İngiltere’de kazanır. İlk ismi, Bacon. Gelgelelim, Montaigne’ninkinden farklıdır denemesi. Bilgiye öncelik verir Bacon. Kişiliğini meydana sürmez, bilimsele takılır. Makaleyi çağrıştırır yazdıkları daha çok. Bereket, sonraki denemeciler Montaigne’nin yolundan giderler de insanlık fazla kayba uğramaz.

Denemede yazar kendini yazar, anlatır. Bunu bencillik sayanlar olmuştur. Faik’in (Bostancı) kulakları çınlasın! Talip Apaydın’ın ardından yazdığım yazı için, “Kendini yazmışsın!” demişti. Haklı. Şundan ki bir başkasını anlatırken de aslında kendimizi yazar anlatırız. Denemede bunun aşikâr olması neden bencillik sayılır ki! Makalenin, eleştirinin iddiası yok denemede; denemeci de ben bilirim havalarına asla girmez. Bencillik böyle mi olur! Ben’in altının çizilmesiyle başlar bencillik.

Ahmet Haşim, şair. Benzersiz. Nesrin de önde gidenlerinden. Üslup sahibi. Düzyazıları tam bir deneme. Onları üç kitapta topladı şair; birinin adı, denemeyi hem tanımlıyor hem de boynunu kem gözlere karşı büküyor gibi: Bize Göre.

“Ada’dan” yazılarımızın iki tanesini –12 ve 22 Ekim tarihlilerini- yazamadım. “14/28” yazılarımızdan 14 Ekim’lisini de. Hasta değildim. Unutmadım da. Hatta yazamadığım için canım da sıkıldı. Konu mu bulamadım? Konu bol. Bilgi de gerekmiyor benim için. Zaten kendimi anlatıyorum hep. E, neden öyleyse? Öyle çok yazı sözü vermişim ki dergilere, üç site yazısını yazamadım. Yine de yetişirdim, yazardım ya, zaman öğretim yılının ilk ayı: Millet tatilden dönmüş, okullar açılmış. Üniversite keza. Piyasa, limitinde. Haliyle bana da iş düşüyor kitabevimizde, kuşlukta gidiyor gün akşama devrilene kadar kalıyordum. Şimdi duruldu. Döndüm.

Ben de tuhafım! Kendim ettim, kendim buldum’ları anlatsam ya! Ya da güvendiğim dağlara yağan karları? Eski çarşıları. Deli Salih’i. Destancıları… Nasıl olsa bilgi gerektirmiyor bunlar. Akşam sabah da anlatıyorum zaten. İki arada bir derede çırpıştır, yaz gitsin be adam!

Demesi kolay! Onun için bile kabiliyet şart! Olaydı da yazaydık!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....