Menü
KAVRAM KARMAŞASI MI?  14 Kasım 2014
14/28 • KAVRAM KARMAŞASI MI? 14 Kasım 2014

KAVRAM KARMAŞASI MI? 14 Kasım 2014

 

Hangi yıldı? Hangi olayın, sözün ya da kitabın ardındandı? Unutmuşum. Adalet Ağaoğlu yazmıştı da, sözü aradım, bulamadım. Ağaoğlu, “Ben faşizmi bir öğretmenin gözlerinde, öğrencisine bakışında bile görürüm” demişti. Mealen böyle. Söz, Ingeborg Bachmann’ın ünlü sözü “Faşizm, iki insan arasındaki ilişkiden başlar”ı genelden özele indirmekteydi, “sıradan faşizm”e dikkat çekiyordu –yahu filmi de var bunun: Rus yönetmen Mihail Romm’un, 1966 mı, 67 mi ne Ankara Sinematek’te izlemiştik! Günlük hayatın hep yapılageldiği için normal görülür olmuş kötülükleridir bu iki sözcükle anlatılan.

Bir başka edebiyatçı, örgütçülüğü ile de bilinen, komünizm propagandası iddiasıyla iki kez tutuklanmış bir şair ağbi, fena halde karşı çıktı Ağaoğlu’na. Faşizm finans kapitalin en şoven, en emperyalist öğelerinin terörist diktatörlüğü idi. 1922’de Nasyonal Sosyalizm maskesi altında İtalya’da, 1933’te de yine aynı maskeyle Almanya’da iktidar olmuştu. Yani Ağaoğlu’nun dediği gibi kaşla, gözle, bakışla anlaşılacak, anlatılacak hafif bir şey değildi faşizm. Tarifini tam yapmak gerekiyordu.

Doğru, faşizm, şairin dediği gibiydi. Ama kaşın, gözün, yan bakışın anlattığı bir şey de yok muydu? Hem faşizmden çok mu uzaktı? Bana göre her iki tarifin anlattığı, biri mikro, diğeri makro düzeyde ama aynı küstahlıktı. Tariflerin esnemez taraftarları, hele ki makrodan yana olanlar, buna “kavram karmaşası” diyecek, faşizmi iki insan üzerinden tarif edenleri ciddiyetsizlikle suçlayacaklardır. Kavram karmaşası mı bu? Ne alaka! Daha doğrusu, kavram karmaşası, laf ebelerinin rakipler için kullandıkları adeta vatan haini ölçeğinde bir suçlama. Aslı astarı yok. Hiç mi yok? Varsa altüst edilmiş, doğrusundan hiçbir iz bırakılmamış kavramlar için kullanılabilir bir tek. Örneğin, devrimi darbe anlamında kullanmak kavram karmaşasıdır. Kapitalizmi insani bulmak da. Provokasyon nedir? Neye denir? Devletin yaptığına. Yani devlete yapılana denmez. Ama deniyor. Hem dil sürçmesi falan da değil. Bilinçle. Yavuz hırsız mantığıyla yapılmış bir kavram karmaşasıdır bu da. Ama kavramın içi boşaltılmıyorsa, verilen anlamlar genel-özel ekseninde yer alıyorsa, yani fark derece farkında kalıyor, keyfiyet farkına geçmiyorsa kavram karmaşasından söz edilemez.

Daha da ileri gidebilirim. Kavramlar değişmez mi? Değişir. Kavramlar da değişir. Kimi masumane, kimi değil her kavram değişir. Ve her değişimle, kavramı karşılayan kelime yeni anlam kazanır. Çokanlamlı kelimeler böyle oluşur. Kavram bir anlamdan taban tabana zıt bir başka anlama da geçebilir. Sözgelimi “yavuz” kelimesi “kötü, perişan” demektir başlangıçta, sonradan alır “yiğit, yaman” anlamını. Kökü Latinceye dayanan “mareşal” de “at bakıcısı, seyis” anlamında kullanılırken, bir zaman gelir, bugünkü anlamını taşımaya başlar. Benzer bir anlam iyileşmesi “konservatuvar” kelimesinde de var: Kimsesiz çocukların yetiştirildiği yurt anlamındadır başlangıçta. Fakat anlam kötüleşmesine de uğrayabilir kelime; “canavar” onlardandır mesela: şöyle ki  kimi hayvanların genel adıdır çıktığında, şimdi ise sadece “vahşi hayvan”ı anlatır.

İyileşme veya kötüleşme olarak görülen bu anlam değişmeleri, bir gecede, hemen akşamdan sabaha olmadı elbette. Kimi kısa, kim uzun her biri bir zaman aldı. Kelimenin her iki anlamının birlikte yaşadığı geçiş döneminde, dönemin laf ebeleri de “kavram karmaşası” ile suçlamamışlar mıdır acaba rakiplerini? Ya da şöyle: Kavram karmaşasına uğradığını söylediğimiz bugünün kimi kelimeleri de bir zaman gelir, tercihini hem de hiç olmaz zannettiğimizi alarak anlamını netleştirir, karmaşadan çıkar. Çıkabilir. Dilin imkânıdır bu. İnsanoğlu bunu görmek zorunda, aksi halde yaygara kopardığıyla kalır.

Dikkatinizi çekti mi, kavram karmaşası, terimler kullanılırken düşüyor dilimize daha çok. Her terimle de değil. Fizik, kimya, astronomi, matematik… terimlerinde: fisyon’da,  amilaz’da, kuazar’da, fraktal’de sorun yaşanmıyor mesela. Bunlar –Peyami Safa’nın demesiyle –tam terimlerdir- “presizyon” isterler, yani kesinlik, artı olarak da kökleri Yunancada, Latincededir. Cıss! Ancak ve ancak alanlarının uzmanları korkmadan dokunabilir bunlara.

Bir de yarım terimler var. Hem hayat dilinde hem bilim dilinde kullanılmakta bunlar. Kökleri hayat dilindedir. Türkçede ya da Türkçeleşmiş Arapça, Farsçada yani: açı, ölçü, mecaz, bileşik gibi. Hoş, Yunancadan, Latinceden gelip günlük dile katılanlar da yok değil. Bunlar da Türkçeleşmişlerden. Çoğu da sosyoloji, iktisat, edebiyat, spor, güzel sanatlara ait, kısaca sosyal bilimlerden… homojen, enflasyon, ironi, korner, tuval gibi.

İşte herkesin bildiği, herkesin konuştuğu bunlardır. Yarımlar. Kavram karmaşası da en çok bunlar üzerinden dillendirilir. Evet, böyle! Başka nasıl olacaktı? Hayatımıza girmişler, konuşuyoruz. Terim anlamlarının dışına çıkıyormuşuz. Çıkarız. Ne var bunda? Hangi kelime piyasaya çıkarıldığı günün anlamında ki! Diyeceğim, karmaşadan korkulmaz; karmaşa denilen şey kelimenin yeni anlamlar alma sancılarıdır çünkü. Dil de dağarını böylesi doğumlarla zenginleştirir.

Hani bir söz var: Sular durulmaz dalgalanmadan! Aynen öyle!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....