Menü
DARBE  28 Kasım 2014
14/28 • DARBE 28 Kasım 2014

DARBE 28 Kasım 2014

 

MÖ 700 yılları. Yer, Atina. İktidar yüzyıllardır asillerin elindedir, fakat deniz yolları keşfedilmiş, ülkelerarası ticaret de başlamıştır. Ticaretin yükselmesiyle tüccar nüfuz kazanır, asiller yükselen sınıfı yadırgar, düşman iki kampa bölünür Atina, dahası da var: Toprağa bağlılar ile denizlere açılanlar arasındaki amansız mücadele kana boyar Elen ülkesini tam iki yüz yıl.

İrili ufaklı yüzlerce olay. Bugünün diliyle, darbe. Kendinde güç gören, etrafına topladıklarıyla bir yürüyüş eyleyip iktidarın önde gelenlerini mızraktan geçiriyor yahut şehir dışına sürüyor. Birkaç saat içinde olur bunlar, olur ve iktidar el değiştirir. Gün geçmez, hoop! bir darbe de darbecilere gelir. Sait Faik’in “Mahpus” adlı hikâyesindeki Adapazarı da öyledir: “Milli ordular teşekkül etmemişti. Şehri bir gün halife kuvvetleri, bir gün Yunanlılar, daha ertesi gün ise Çerkez Etem kuvvetleri işgal ediyordu. (…) Şehrin milisleri vardı. Küçük bir kuvvet karşısında hemen evlerine kaçan kafile de ayrıca şehrin sırtından giyinip kuşanıyor, fişekliklerini sıralıyor, hiçbir kuvvetin şehirde görünmediği zaman fiyakasından durulmuyordu.”

25-30 yüzyıl öncenin Atina’sında hoş bir şey olur bir gün: Darbelerin rutinleşmesini liderlerin yetersizliklerine bağlayıp başsız olarak ayaklanıverir Atinalılar. İhtilaldir bu. Siyasetçiler, ektiklerimizi düşünüyoruz derler ama çare de arar, Solon’u bulurlar. Solon ne ihtilalciydi ne de partili. Kendini sınıfıyla da anlatmazdı. Kanunlarını yaptı, tarafların arasını buldu, düzeni kurdu, on yıl sürecek bir Asya gezisine çıktı sonra.

Dönemin hem asil soydan gelen hem de başarıları olan önemli kumandanlarından Pzistrat iktidara tekrar asillere getirmek için halkı, halkın hislerini kullanır. Ne diyoruz bugün? Duygu sömürüsü yapmak. Elinden, dilinden geleni esirgemez.  Topraksızlara toprak dağıtacak, imtiyazlar verecek, borçlarını düşürecek, vergilerini kaldıracaktır. Kitleleri etkilemek için kıyafetiyle, bedeniyle bile oynar: O kadar ki yüksekçe bir yere –platform diyelim- paramparça elbiseler ve yüzü gözü kan içinde çıkar bir gün, kitlelere seslenir: Atinalılar! Kardeşlerim! Vatanı için canını ortaya koymuş bana, kardeşiniz Pzistrat’a düşmanlarımızın yaptıklarını görmüyor musunuz? Üstümdekiler lime lime, vücudum şerha şerha! Vatan hainleri hayatıma kastediyor, beni mahvedecekler! Bütün suçum size aşkla bağlı olmam.”

Kimdir düşman? Adı konmaz. Gelecek zamanda konacaktır A… diye, Şe… diye, Ko… diye ama uzak mı uzak o geçmişte boşlukta bırakılır düşman: Flu. Muhayyel. Sisli.

Heyecanlanır kalabalık. Homurdanır. Pzistrat’ın istediği olmuş, halk galeyana gelmiştir. Kitle psikolojisiyle kabarır da kabarır öfke. “Yürüyelim! Yürüyelim!” diye bağırırlar, yola çıkacaklardır, Ariston fırlar, Pzistrat’ın tembihlediklerindendir, tembihli dille seslenir: “Arkadaşlar! N’apıyorsunuz?  Pzistrat’mızı, biricik liderimizi böyle cıscıbıldak mı göndereceğiz! Öldürülmesine seyirci mi kalacağız?”  Elli silahlı adam önerilir önce, sonra artırıla artırıla dört yüze çıkarılır sayı.

Baştakilerin de arkadakilerin de beklemedikleri bir şey yapar Pzistrat, muhafızlarıyla Akropol’ü zapteder, iktidara el koyar. Tarihin kaydettiği, silahlandırılmış sivillerce yapılan ilk hükümet darbesi budur. Pzistrat da Mussolini ile Hitler’in en kadim referanslarıdır.

Plutarkhos –ki Eski Yunan’ın tarihçilerinden, biyografi ve deneme yazarlarından olup Paralel Yaşamlar adlı kitabıyla meşhurdur-  Pzistrat’ın fakirlere dost göründüğünü, rakiplerine yumuşaklık ve alçakgönüllülük gösterdiğini ve her zaman sevimli ve hoşsohbet olduğunu söyler, ama “tarihin tanıdığı en büyük, en tehlikeli demagoglardan” diye de ekler.

Solon, Pzistrat’ın ne müthiş hilekâr olduğunu anlar, peşine takılanları uyarır ama nafile! Yasaların, sağlam da yapılmış olsalar bir başlarına yetersiz kaldıklarını görüp hayal kırıklığına uğrar, kalabalıklar bir müstebiti kendilerinden geçmişçesine alkışlamakta iken politikaya veda edip kendini eve kapatır.

Pzistrat’ın ilk darbesidir bu. İki kez de ona yapılır. İkisi de onun usulünce olur. Yani hile ile, desise ile. Ve kalabalıklar uyutularak. Bir sınıfın bir başka sınıfa eylemi değildir bunlar. Sınıf içidir. Darbedir, ihtilal değil.

Nedir Pzistrat’ın usulü? İktidar için akla her gelen yapılabilir. Mübahtır. Serbesttir. Ayıbı yoktur. 

Makyavelizm demek geçiyor içimden ya, diyeyim mi diye de düşünüyorum: Makyavelizm, adını Machiavelli’den alıyor, onun da doğmasına nerden baksan en az iki bin yıl var. Mağara insanlarının ilk nüdistler olduğunu söylemek gibi bir şey bu. Anakronik. Tarih olarak yanlış. Uygunsuz. İyi de yanlış bir şey mi anlatıyor “Makyavelizm”? Yahut şöyle: Anakronizmden yararlanamam mı? Yasak mı?

Bu yasaksa “darbe” de yasak o zaman. Yapılan darbedir ama adı konmuş mu o tarihte? Bilmiyoruz. Ya Sait Faik’in ve hikâyesinin işi ne Eski Yunan’da? Sonra, rutin’i, duygu sömürüsü’nü, platform’u, kitle psikolojisi’ni, ihtilal’i, hatta Montaigne’nin deneme’sini de kullandım, dahası Mussolini’yle Hitler’i de andım.

Çıkarın bunları metinden, geriye olay diye, portre diye, tanım diye, düşünce diye, karşılaştırma diye bir şey kalmadığını göreceksiniz.

Dil, hele ki yazı yasak kaldırmaz.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....