Menü
PERİFERİ VE
Ada'dan • PERİFERİ VE "KURBAN" 2 Aralık 2014

PERİFERİ VE "KURBAN" 2 Aralık 2014

 

Saat 18.00’de OSM’de “Periferide Hafıza” sergisi açılacak, 20.00’de de AKM’de Güngör Dilmen’in İzmir Devlet Tiyatrosu’nca sahnelenecek oyunu var: “Kurban”; ikisine de katılacağız, vakti güzel kullanmazsak gecikilir, daradar kalınır, bu da hoş değil, dükkândan erken çıktım ki eve uğrayıp Neclâ’yı alayım, vakitlice gidelim.

Adapazarı’ndan evli, damadımız sayılır, birkaç aydır tanıdığım güler yüzlü bir beyle rastlaştık. Ayaküstü hal hatır soruştuk, ayrılma ayrılamıyoruz, dükkândan erken ayrılışımı merak etmiş, onu soruyor, ben de açıklıyorum. A, sergiyle oyunun peş peşeliğine rağmen kültürel faaliyetler bakımından Adapazarı’nın cılız olduğunu söylemez mi, canım sıkıldı. “Cılızdı, hatta hiç yoktu, şimdi –maşallah- seçim yapmak zorunda kalıyoruz” dedim. “Bunlar bugün var, yarın yok” dedi, “Adapazarı’nı tanıyorum, ilgisiz sanata, kültüre.” Haksız değil, şehrin bütün geçmişi böyledir. Ama bu ezber bugüne uymuyor. “2010 Şubat’ından beri…” diye bir başlıyorum, beni kesiyor: “Şehir için değil, üniversiteliler için oluyor bunlar.” Öyle bile olsa şehrin bundan uğradığı bir zarar yok ki. Oyunların ilk seyircileri –evet- öğrencilerdi, ama üniversiteliler değil liseliler, özellikle Cemil Meriçliler. Giderek yaş ortalaması arttı seyircinin. Okumuşların yanı sıra esnaftan, emekliden katılmalar başladı. Truplar bir oyunla dönüyorlardı, şimdi iki gece kalıyorlar. Büyükşehir baktı ki bu böyle olmayacak Tiyatro Okulu kurdu, galiba şehir tiyatrosunun işaretini verdi. Bunlar için “Çok geç!” denebilir, kabul ederim; ama daha mı gecikilmeliydi, hiç mi el atılmamalıydı? Bu mu isteniyor? Ayın 2’si, ben web sitemin 2 Aralık tarihli “Ada’dan” yazısını bir gün geciktirdim sergi ve oyun için, Büyükşehir ise Aralık programını çıkarmış, yanımda, uzatıyor, “Size vereyim” diyorum, ordan buradan karıştırıp “Hepsi bu kadar işte!” diyerek geri veriyor. İnsan çatlar mı, çatlar, böylesi çatlatır. “Ben size 2010’dan bugüne dört yılın almanaklarını getireyim en iyisi, neler yapıldığına bakın, kararı siz verin” diyerek ayrılıyorum ama almanak falan götürecek değilim. Belli ki Adapazarı’nda kültürün ve sanatın daha nitelikli mekânları var benim bilmediğim, eleştirenler oralara gidiyor.

“Periferide Hafıza” Prof. Füsun Çağlayan başta olmak üzere Güzel Sanatlar Fakültesi hoca ve öğrencilerinin ortaklaşa sergileri. Amaç merkezde, metropollerde yoğunlaşan kültürel üretimi “periferi” denilen “merkezden uzak”lara, tam şehirleşmemiş yerlere –taşra’ya yani- götürmek, oralı insanlarla paylaşmak. Aslında Büyükşehir şu beş yıldır merkezin etkinliklerini “periferi”ye zaten taşımakta. Oyunlar, konserler, sergiler, filmler… Sonra panel, konferans ve sempozyumlarla, ustalara saygı akşamlarıyla Ada’ya davet edilen, alanlarının akla ilk gelen isimleri… Üstümüzde hiç iz bırakmamış olabilirler mi? Bu bir tanışmadır, merkezle buluşmadır.

“Periferide Hafıza” sergisi yapılmakta olanı yaptığı için değil, yapılması gerekeni işaret etmesiyle önemli bence. Tamam,  “enstalasyon” denilen mekân sanatının az da olsa örneğini vermişler sergide. Günlük hayatın nesnelerinden birkaçını mekâna ama mekânla da uyumlu yerleştirmek… Enstalasyon bu. İstanbul’da bir iki görmüşlüğüm var. Bir de Orhan’ın (Taymaz) öğrencileriyle AFA’da açtığı sergiden hatırlıyorum: salona girerken çivili tahtalar arasında kalmış, zorlanmıştık; engelleri fare kapanı sanıp ürkenler de olmuştu. “Enstalasyon” bizim için yeniydi gerçekten. Hocalardan bir ayağı İstanbul’da bir hanıma bunlardan söz ettim, “Hoş olmuşlar değil mi?” de dedim. Hay Allah! “Şimdi her sergide bunlar var, önceki her şey unutuldu!” dedi, utandım.

Sergi, yapılması gerekeni işaret etmesiyle öne çıkıyor asıl. Nedir o? Hafızayı şehirle buluşturmak. Bu şehrin geçmişinde neler var, ne kadar ve nasıl hatırlanıyorlar? Bunu bilince çıkarmak. Fotoğraf baskın sergide. Çoğu da bugüne ait. Eski fotoğraflara az gidilmiş. Onlardan yapılıp adeta albümleştirilmiş bir aile hatırası vardı, resim arkası yazılarıyla hikâye adeta. Kabak tatlısı, kabağın şusu, busu her şeyi yakışır Adapazarı’na. Ama hepsi de içi oyulup ışıklandırılmış, sergi salonunun orta yerine yüksekçe konmuş kabağın yanında yaya kalır, yeftin kalır; gördüğüm, harf harf oyulmuş yazısıyla illegal bir geçmişi hatırlatmakta idi –mutlaka görüle. Çok yakınındaki ziftlenmiş sac plaka üstüne yazılı olanla da müthiş bir ikili oluşturmaktaydılar.

Şehrin hafızasında daha neler var kim bilir? Kültür Daire Başkanlığından böylesi sergiler için ricacıyız.

“Kurban”a gelince… Görkemliydi. Müthiş bir gösteriydi. Oyuncular da koreografiyle, dekorla, kostüm ve aksesuarla gayet uyumlu performans sahnelediler. Adeta çırpındılar. Ama bütün bunlara rağmen oyun beni tatmin etmedi. Güngör Dilmen önemli bir yazar. “Kurban”ın da ilk oynandığı 1967 yılında büyük sükse yaptığını biliyorum. Niye böyle oldu? Meselesi büyük değil oyunun. Yazıldığı dönemde önemli meseleymiş kuma. Bugün değil. Mülkiyet açısından ele alınmadıkça da hiç önemli olmayacak. Zehra, üstüne, komşu köyün güzel kızı Gülsüm’ün kuma getirileceğini duyunca olmaz sanılanı bile göze aldığını, bunda da kararlı olduğunu hissettirerek kocası Mahmut’u engellemeye çalışır. Başaramaz. Mahmut kızın ağabeyi Mirza’ya başlık parası olarak at, öküz ve tarla vermiştir, düğün olacaktır. Alay gelir, Zehra evdedir, iki çocuğunu çaylarına afyon katıp uyutmuş, düğün için tutulan koç azat buzat edilmiştir, eve kimseyi sokmaz. Mirza her şeye rağmen eve girilmesinden yanadır, nitekim gerilim iyice yükseldiğinde öne düşer, arkasından da alay girer eve. Zehra saldığı koçun yerine iki kurban vermiş, sonra da kendi canına kıymıştır.

Zehra’nın öfkesi, intikamı inandırıcı bir temele dayanmıyor. İnandırmak için yönetmen bir şey yapabilir, yazarın eksiğini giderebilir miydi? Belki. Ama bu oyunun arkasında Eski Yunan’ın Medea mitosu var, daha sağlam bir hikâye, Euripides’in oyunu da nerden baksanız iki bin beş yüz yıldır ayakta.

O neden ayakta da, bizimki kırk yılda çökmüş?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....