Menü
UDÎ  12 Aralık 2014
Ada'dan • UDÎ 12 Aralık 2014

UDÎ 12 Aralık 2014

 

Büyükşehir’in TSM Korosu’nu çalıştırıyordu, son iki üç yılında Neclâ da katıldı, konser akşamları şef olarak gördüm, tanıdım Ferdi Koç’u. Konserden bir sonraki hafta yakınlardaki bir restorana gidiliyor, benim gibi birkaç kişi de eş durumundan aralarında oluyorduk. Ferdi Hoca utuyla geliyor, yemek faslından müzik faslına geçildiğinde başlıyordu tellere vurmaya ta gece yarılanana, restoran çalışanları gözlerimize gözlerimize bakana kadar.

Çalgının dilinden anlayan, çalgıyı dilince seslendiren tanıdığım pek çok kişiyi elinde kutusu içinde kemanı, kılıfında kanunu, sırtında utu ile gördüm hep. Nesîmî hani der ya: “Gel gel berû ki savm u salâtın kazası var / Sensiz geçen zamân-ı hayatın kazası yok.” Gördüklerimin “sen” diye seslendikleri ise çalgılarıydı galiba, onlarsız geçen zaman asla telafi edilemezdi. Tutamadığınız oruç, kaçırdığınız namaz sonradan eda edilebilirdi de kemansız, tambursuz zaman asla.

Ferdi Hoca’yı o yemekli akşamlarda bir de iki ustayla birlikte verdikleri bir resitalde gördüm utuyla. Yüzün eskidiğini, yıprandığını bilirim. O yüzden her yerde olmaz insan. Sık görünmez. Kendini korur. Aksi halde oraya buraya takılmak, zamanı hor kullanmak, filtresiz yaşamak mevcut kıymetini de eksiltir insanın. Meğer enstrüman için de böyleymiş. Böyle diyorum ya, pek de emin değilim. Hele Ferdi Hoca için hiç. Kalemin, fırçanın, utun, bedenin, taşın, mekânın haysiyeti vardır, şiirin, resmin, müziğin, dansın, heykelin, mimarinin ehli o haysiyeti gözetir. Her yerde ve her zaman. Nasıl ki Sait Faik’in boyacı sandıkları yapan Mercan Usta’sı ayakaltına yazı yazmaz. Ferdi Hoca işte o ustalardan. Udî.

İki utu mu var Hoca’nın? Yemekli akşamlardaki utu  şakrak bir şey. Islıklı. Çabuk. Spor. Çakır. Hoca kulağından çekmese kucağından hop atlayıp piyasaya karışıverecek. Sahnede öyle değil. Sahnedeki ut o ut mu? O utsa bu nasıl bir kendini biliş! O hoppala cuppaladan hiç mi hiç eser yok. O gitmiş yerine Hoca’yı pir bilen bir mürit gelmiş sanki. Gövdesi rahatta. Sırtı Hoca’nın göğsünde. Bekliyor tellerine dokunulsun. Notalar sehpadadır, sıralı. Nota bekler. Ceviz tekne bekler. Mızrap bekler. Bin küsur yıldır böyle bu.  Derken değer mızrap, ses olur teller, gövde dolar, göğüs titrer. Farabi bizimledir şimdi.

Ferdi Hoca on üç eserden oluşan bir albüm hazırlamış: “Ud ile Saz Eserleri”. Özel adı, “Füsunkâr”. Bir ay kadar oluyor, CD’yi imzalamış, dükkâna bırakmış. Görüşseydik sevinirdim, teşekkür ederdim sıcağı sıcağına. Olmadı. Ama 9 Aralık akşamı Üniversite’nin Kongre ve Kültür Merkezi’nde bu albümün tanıtım konseri vardı, gittik. Müzikten anlamadığımı, kulaksız olduğumu saklamam. Ben güfte bilirim, güfte severim, onu da müzikten saymam. Müzik notadır, mısra değil. Müzikten anlayan notayı okur. Müziğin dilinden okur. Benim için imkânsız bir şey bu.

O akşam utuyla daha da bütünleşmişti Hoca. Salon basamaklı ve yüksek mi yüksek. Loş. Tıklım tıklım değil ama dolu. Konservatuar’dan hoca arkadaşları, öğrencileri, fakültelerden diğer hocalar, korolardan tanıdıkları, çoğu yaşça büyük, doğallayın abla, ağbi diye seslendikleri ve müzikseverler… Müziğe verilmiş yirmi iki yıllık emeğin birikimi… O Farabi akşamında ordaydık.

Gecenin benim için de bir sürprizi oldu. Kulaksızım ya, öyle anlamaz anlamaz dinliyorum. Sıra Çinuçen Tanrıkorur’un Hüseynî Saz Semaîsi’ne gelmiş, Hoca’nın dokunmasıyla zaman değişti, mekân değişti, vakit değişti. Sanki çocuğum. Sanki bir köydeyim. Sanki sabahın essalatındayım. Erkenciler ayaktayız. Birazdan ışıyacak ortalık. Köy uyanacak. Çayır çimen, börtü böcek uyanacak. Semaînin adı söylenmişti gerçi, ama söylenmeseydi de söylerdim “Köyde Sabah” diye. Tıpkı bildiğim bir köy sabahı. Peki, CD’de bunlar yok muydu? CD’de duyamadığımı mı duydum o akşam? Neden bu? Bilmiyorum.

Yurdal Tokcan’ın Hicaz Saz Eseri “Bahar Türküsü” ile konser tamama erdi.

Alkışlarımızı Hoca da bir sürprizle karşıladı; o yemekli akşamların birindeymişiz gibi çaldı hem de okudu: “Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın / Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın / Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı / Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın”

Hoca’nınkini aldım kabul ettim, eyvallah!

Keşke “Köyde Sabah”ı geçseydi yine.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....