Menü
YARGI  22 Aralık 2014
Ada'dan • YARGI 22 Aralık 2014

YARGI 22 Aralık 2014

 

Sakarya MAZLUMDER’in ayda bir “İnsan Hakları Seminerleri” başlığı altında toplantıları oluyor. 22 Aralık akşamı Sait Tanış’ta toplandık, bu ayın konusu “Yargı Sistemimiz ve HSYK”, konuşmacı da Av. Nurullah Sayar idi.

Başka mesleklerde de vardır, ama ben en çok hukukçularda gördüm, işlerine dışarıdan bakamıyorlar. Avukat olsun, hâkim veya savcı olsun, yargının bağımsızlığına, sınıflar üstü olduğuna ve adalet dağıttığına öyle inanmışlar ki böyle olmadığını en küçük sesinizle söylediğinizde bile o topluiğne başı kadar fiskeden bir alınıyorlar, bir alınıyorlar.

Devletin üç temel işlevi Yasama, Yürütme, Yargı’dır –evet- öyledir. Ve modern devlette bunların hem birbirlerinden ayrı olduklarına hem birbirlerini denetlediklerine inanılır. Hayır, doğru değil bu. Ulusdevletle ortaya çıkar “kuvvetler ayrılığı”. Feodalizmden kapitalizme geçilirken hürriyet ve mülkiyet edinir burjuvazi, fakat mevcut yapı bunları koruyamaz, yasama kuvveti burjuvaziye verilerek iktidar yeniden şekillendirilir. Babalarının hayrına mı? Öyle denir ama öyle değil. Burjuvazinin aristokrasi ve mutlakıyetle ittifakı sağlanır aslında. Yani kuvvetler ayrılığı öylemesine olup eski tas eski hamamdır.

Avukatın solcusuna, çağdaşına, literatür takip edenine bile kabul ettiremezsiniz bunu. Hele bir hâkime, hele ki bir savcıya asla mı asla. Bilinçlerinin altında da üstünde de “Ben devletim!” egosu vardır onların. Hukuk adamı olduklarına en çok inananlar da bunlardır. Avukat piyasadadır, ekmeğini aslanın ağzından çıkarır, bu yüzden de emir kulu görmez kendini, tersine yargıyı kendisinin temsil ettiğine inanır. Bu kadar inanmak onları daha güvenli yapmalı değil midir? Yapmalı ama yapmıyor. Topluiğne başı bir itirazınızla karşılaştıklarında bir hâkimden, bir savcıdan duyamayacağınız bir yüksek sesle ve hece hece “Ben bir hu kuk a-da-mı o-la-rak…” diye başlayıp birtakım kanunlar, maddeler ve Yargıtay kararları sıralarlar ki şaşar kalırsınız sapla samanı karıştırmalarına. Yav “hukuk” başka, “kanun” başka. Biri “hak”la, “hakikat”la ilgili, diğeri “kanon”la. Kökünde “1. kargı, çıta, cetvel; 2. kural” var “kanun”un.

Bir sınır çizer “kanun”, çizginin berisi serbest, ötesi yasaktır; ama bu sınır bir hakkı ihlal ediyor olabilir. Yani kanuni olan her şey hukukidir diyemeyiz. Nasıl ki bilim adamının her söylediği de bilimsel değildir. Ben özellikle avukatların yaptıklarını dershane öğretmenliğine benzetirim. Öğretmenlik yapmaktan çok taktik verirler, zihni uyandırırlar Sınav Merkezi’nin sorularına karşı. Öğrendiğiniz matematik değil, edebiyat değil, sınav kurnazlığıdır.  

Peki, ya savcılar, ya hâkimler? Eğer kanunla, maddeyle yanaşıyorlarsa meseleye onların da hukuk adamlıklarından söz edilemez. Aralarında saygın isimler var şüphesiz, ama nihayetinde yazılı kanunlara göre iddiada bulunmakta, karar vermekte onlar da. Nasıl ki ben de İslam etkisindeki ilk eserleri atlayıp Fuzuli’ye, Baki’ye geçemem –müfredat engeller.

Bunların o seminer akşamıyla ilgisi yok. Ne MAZLUMDER’le var ne de konuşmacıyla. Nurullah Bey, Adapazarlı. Bir süre savcılık yapmış, nedense bırakıp avukatlığa dönmüş. Şimdi burada ve Sakarya’nın ilk arabulucusu.  Yargı sistemimizle ve HSYK ile ilgili ilginç hatıraları, eleştirileri var, esirgemeden anlattı hepsini. Notlar almış, hazırlanarak gelmiş, cümlesi, ifadesi sağlam, yüzü gülen bir kardeşimiz. Çizgi içinde kalmak, alışkanlıklarıyla konuşmak istiyor, ama ısrarcı değil, aykırı sorular karşısında alışkanlıklarını bırakmaya hazır. Dinliyor. Hak veriyor. Arabuluculuk için uygun bir isim. Ceza davaları ile aile içi şiddet dışında her anlaşmazlıkta araya girip taraflar arasında arabuluculuk yapacakmış arabulucular. Anladığım, anlaşmazlıklarda mahkemeye değil arabulucuya gidilecek önce, anlaşma sağlanamadığında mahkeme… Ama doğrudan mahkeme açmak imkânsız.

En iyisi yedinci yüzyılın Çin’inden Can Yücel çevirisi bir şiirle bitirelim sözü. Madem sınırlar baki ve madem ki çizgiler güçlendiriliyor, şairin dedikleri dün geçerliydi, bugün geçerli, demek yarın da geçerli.

“Davacı zengin, davalı yoksulsa / Zenginden yana işler yasa // Davacı yoksul, davalı zenginse / Davalıda kalır yine nizalı arsa // Davacı da davalı da zenginse davada / Özür diler çekilir aradan kadı // Davacı da davalı da yoksulsa bak / Sade o zaman işte yerin bulur hak”

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....