Menü
KALKINAN  2 Ocak 2015
Ada'dan • KALKINAN 2 Ocak 2015

KALKINAN 2 Ocak 2015

 

Asgari ücret açıklandı: Yılın ilk ve ikinci 6 ayları için % 6’şar zam yapılmış. Bunun da neti ilk 6 ay için 949, ikinci 6 ay için 1000 TL imiş.

İyi.

Türkiye İstatistik Kurumunun belirlemelerine göre dört kişilik bir aile için açlık sınırı 1427, yoksulluk sınırı ise 3500 TL. Ailenin açlık çekmemesi için yılın ilk yarısında her ay 478, ikinci yarısında ise her ay alt tarafı 427 TL bulması lazım. Bu zor değil. Sadaka var, fitre var, zekât var. Sonra, Kurban’da et. Bağışlar, yardımlar. Belediyelerinki hele adeta servet. Onun içindir “iyi” demem.

Bir de alım gücü baz alınarak yapılan bir araştırma var, onun sonuçları da ilginç. Şöyle ki 1978 yılından bugüne Türkiye ekonomisi 3.9 kat büyümüş, milli gelirden kişi başına düşen pay da 2.4 kat artmış. Artmış da kâğıt üzerinde. Gerçek değil. Sadece ve sadece istatistik için. Payın kimseye verildiği yok. Daha doğrusu veriliyor da verilmesi gerekenin altında veriliyor. Rakama dökelim: Aynı takvimde asgari ücretin büyümesi ne kadar? Topu topu % 12. Evet, topu topu! Çünkü milli gelirden kişi başına düşen paydaki artış kadar artırılsaydı, net asgari ücret –bilir misiniz- ne kadar olacaktı? Tam 1667 TL.

Geçenlerde protestocu bir grupla birlikteydim. Bu rakamlar, oranlar onların basın açıklamasından.

Beş milyon kadar emekçiyi ilgilendiriyor asgari ücret. Bunlar dört kişilik ailelerinin tek çalışanları iseler, tercümesi şudur: Aç bî-ilaç 20 milyon insan. Bekâr, çocuksuz, bir çocuklu olanları var içlerinde, etkilenen sayısı inse inse 15 milyona iner, bu da –yuvarlak hesap- bu kadar insan açlık sınırında demektir.

Oysa son on yılda dolar milyarderimiz on kat artmış. Katlanmış. Bunu bilmiyordum. Fakat en zengin azınlık ile en yoksul kalabalıklara göz ucuyla bakıldığında bile rakam mübalağalı bulunmaz. Doğrudur. Şahitlik edilir.

Fakat bu sayısal değerlerin sadece tasvir kıymeti vardır. Gelir bölüşümü adaletsizdir. Zenginlik belli ellerde toplanmaktadır. Nüfusun dörtte biri açtır, hastalıklarla burun burunadır. Sayılar bunları kanıtlar işte.

Tespitler önemsiz mi? Hayır, önemli. Ama benim dikkatim, sonrasıyla ilgili.

Diyorlar ki: “Türkiye kalkınıyor, diyenler zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğunu fark ediyorlar mı acaba? Kalkınmak bu ise adaletsiz bir düzende yaşıyoruz demektir. Bu ortamda kalkınma edebiyatı yapmak doğru olabilir mi!”

İşte bunlar yanlış. Kalkınma tam da budur çünkü –Şaban’ın (Günel) kulakları çınlasın, o da vardı, kalkınma’lı bu cümle onun. Kalkınma edebiyatı yapanlar sanılmasın ki adaletsizliğin farkında değiller. Farkındalar, bile bile yapıyorlar; görevleri bu.

 Hele ki şu cümle gayet absürd: “Hükümeti adil gelir bölüşümü için çözüm üretmeye çağırıyoruz.” Fakat devamı doğru: “Bunun ilk şartı da kapitalist sistemi tartışmaya açmaktır.” Doğru dedim ama tartışılacak yanı mı kalmış kapitalizmin? Kapitalizmi kapitalizmin görevlileriyle tartışmak ne kadar doğru ya da faydalı olabilir hem?

Kalkınma kavramı siyasi literatürümüze 20’nci yüzyıl başlarında Alman etkisiyle girer. Milli ekonomilerindeki temel iki özellik “ilerleme” ile “yükselme” hemen ve aynen, “kalkınma” da bunların yerine ve sentezleri olarak daha sonra alınır. Hatta aynen’den de fazla. Şöyle ki kalkınma ideolojisiyle çıkan ilk parti İttihat ve Terakki’dir: “Terakki”de hem “ilerleme” hem de “yükselme” anlamı var; “ittihat” ise “birlik, birleşme” demek; “milliyet” vurgulanır bununla. Almanlar atlamışlar mı? Hayır, “millilik” onların karakterleri, ayrıca vurgulama ihtiyacı duymuyorlar. Bizim için öyle değil. İmparatorluğun çözülme sürecini yaşadığımızdan “birlik, beraberlik”e her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz.

Her darbe ve kriz sürecinde kullandığımız “birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” ifadesi var ya, bizim siyaset klasiğimizdir. Bir alışkanlık ve kolaylıkla ben de kullanıverdim. İşte bu bile bizim bütün partilerimizin İttihat ve Terakki’nin türevleri olduğunu gösterir.

1908’den beri istisnasız hepsi Milli İktisat’tan yanadır. 1930’lu yıllarda devletçilik ilkesi alınıp az gelişmiş ülke milliyetçiliğine geçilir. Menderes, Cumhuriyet ilkelerinden halkçılık, devletçilik ve inkılapçılığı alır Milli İktisat’ı bunlarla tanımlar ve devamı partilerden hiçbirinin vazgeçemediği patronaj ilişkilerini sokar siyasete. Yani iktisadi kaynakları siyasal destek elde etmek amacıyla kullanır. Demirel’in sloganı “Büyük Türkiye”, Menderes’in “Nurlu Ufuklar”ının devamıdır. Özal’ın kalkınmacılığını “proje” simgeler. Erdoğan bunların hepsidir, kültürel farklılığını vurgular artı olarak. Erbakan çevrenin kültürel değerlerini savunur, küre genelinde “Batı aleyhtarlığı” ile dikkat çeker; fakat bu açık milliyetçiliğini de kalkınmacılıkla pekiştirir. “Ağır Sanayi Hamlesi” onundur –unutulmaya!

Türkeş’in “Dokuz Işık”ından son ikisi “gelişmecilik, halkçılık” ile “endüstricilik, teknikçilik”tir. Peki, Ülkücü Gençlik’in ülküsü? “Her şey Türk milleti için, Türk’e doğru ve Türk’e göre.”

Sol kalkınmacılık da var: En gelişmiş ifadesini 1960’lı yıllarda önce “Yön” sonra “Devrim” dergilerinde bulur. “Anti-emperyalist kalkınmacılık”tır benimsediği. İşçi, köylü, aydın, eşraf, milli sanayici ile birlikte yürütülecek bir mücadele ile hedefe varılacaktır. Proletarya hegemonyasından söz etmemeleri ve tutuculuğa karşı olmaları ile benzerlerinden ayrılırlar.*

Şaban’ın bir lafı var: Ak Parti de dahil bütün iktidarlar ve hükümetler için, “Öncekilerden ne daha iyi ne de daha kötü” der. Milliyetçiler, kalkınmacılar, devletçiler, iktisadi kaynakları dağıtırlar … Biri diğerinden farklı değildir de ondan.

Peki, bütün bunlar hangi sosyo-ekonomik sistemde olacak, gerçekleşecek? Kapitalizm dışında düşünüldü mü hiç? Üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin bulunduğu, artık-değerin ele geçirildiği yani ücretli emeğin sömürüldüğü sosyo-ekonomik sistemdir kapitalizm.

Öyleyse asgari ücret ne kadar veriyorlarsa o kadar olacaktır. Zengin daha zenginleşecek, yoksul daha yoksullaşacak. Kalkınıyoruz dendiğinde bileceksiniz ki ülke değil, ülkenin muhteremleridir kalkınan.

 


* Fazlası için bakınız: Ahmet İnsel, “Milliyetçilik ve Kalkınmacılık” Milliyetçilik [ed: Tanıl Bora, Murat Gültekingil, İletişim, İstanbul, ikinci basım: 2003] içinde, s.763-776.

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....