Menü
PİYASA CAMBAZLIĞI  12 Ocak 2015
Ada'dan • PİYASA CAMBAZLIĞI 12 Ocak 2015

PİYASA CAMBAZLIĞI 12 Ocak 2015

 

Telefonculara alıştık. Mesela, “Ayda ortalama 42 TL ödüyorsunuz konuşmalarınız için” diyorlar, “42 değil 45 TL ödeyin, biz de size gece gündüz, sabit mobil fark etmez üstelik bir de her yöne 100 dakika daha konuşma imkânı tanıyalım; bu imkân için sizden sadece 24 ay sözü vermenizi istiyoruz. Ama arada vazgeçerseniz yararlandığınız imkânlar geri alınacaktır.”

Böyle satıcılıklarda salağa yatarım genellikle: “Neden ben?” “Şunca yıldır abonemizsiniz.” “İkramda mı bulunuyorsunuz?” “Edineceğiniz kârı göremediniz mi? Yeniden anlatayım.” “Anlatmayın. 42 TL verirken 3 TL daha istiyorsunuz. Kâr bunun neresinde?” “Ama 100 dakika daha fazla konuşacaksınız, üstelik dilediğiniz saatte, istediğiniz yönde.” “Neden konuşayım?” “Anlamadım.” “Ne var anlaşılmayacak? Gerektiği kadar konuşuyor, onun da ücretini ödüyorum.” “Bundan sonra konuşursunuz işte.” “Gevezelik öneriyorsunuz yani.” “Kârınızı gösteriyorum.” “Gelin anlaşalım. Edeceğiniz ikram sizde kalsın, onu ziyan etmeyin. Eski abonenizin gönlünü almak istiyorsanız ille, 42 TL’yi 40’a indirin, bunu da bana duyurmadan yapın.”

Sanırım kurumlar piyasasında böyle bir cambaz dili oluşmuş. Bir ay olmak üzere, televizyonlardan biri aradı, bazı illerle ilgili haber programları yapıyorlarmış, içlerinde Sakarya da varmış. Arayan, program yöneticilerinden, galiba öncü kuvvet. Dil kibar. Kelimeler tane tane. İkna kesin. Arkadaşlarından bir gazeteci vermiş adımı. Niçin acaba. Hem ettiği telefon, pek kullanmadığım, dolayısıyla herkesçe bilinmeyen bir numaram. Nasıl bulundu ki? Merak ettim. Kabardı: “Biz buluruz!” Aranmak, niçin olursa olsun, hoş bir şey. Nedir konu? Efendim, bu iller haber programında vali, büyükşehir ve alt belediyeler başkanları, kaymakamlar, üniversiteden hocalar yer alacak, soruları cevaplandıracak, il hakkında düşüncelerini söyleyeceklermiş. Kitabevleri de şehirlerin kültür mekânlarındanmış, eğer kabul edersemmiş… Neden etmeyeyim! Başka kitabevleri de var mıymış önereceğim, verir miymişim? Elbette. Özellikleri olan iki kitabevinin adını verdim. Üçümüzün benzeyen, benzemeyen yanlarımız nelerdir söyledim. Teşekkür ettiler. Fakat anladım ki ne “Memleket Kitabevi”nden haberliler ne de kitabevimin kırk küsur yıllık geçmişinden. Söyledim, öğrendiler. Bu kadarını beklemiyorlarmış, sevindiler. Başka bilmedikleri de vardır mutlaka, eksikleri kalmasın diye düşünüp web sitemden söz ettim; hemen açtılar, fotoğrafı görmüş olacaklar, “Sizinle de tanıştık böylece” dediler ve eklediler: “Güzel bir program olacak.”

Ayrıntıya geçtik. Program iki bölümde yayınlanacak, ben ve kitabevim üçer dakika yer alacakmışız. Soruları önceden verecek, onlara cevap olacak bir konuşma yapacakmışım. Ekipler şimdi Kocaeli’nde imiş, ayın 20’sinde oradan ayrılıp Sakarya’ya geleceklermiş. Âlâ!

Zurnanın zırt dediği yer şimdi ve şurası: Efendim, bu haber programı Sakarya içinmiş. Ana sponsorları varmış, masrafın dörtte üçünü onlar karşılıyorlarmış, dörtte biri de bizlerden alınacakmış –malumumuz, ekiplerin gidiş geliş, yiyecek, yatacak masrafları oluyormuş, takdir edersemmiş...

Etmem! Nedir payıma düşen diye sormadım; ekmek iki lira, size düşen de sadece bir ekmek parası, deseler yine vermeyeceğim. Bunu yüzüne de söyledim. Reklama karşıyım. O kadar ki unvan tabelasından başka hiçbir duyurusu yok kitabevimin. Bunu da söyledim. “Verdiğiniz kitabevleri ile programı yapmak zorunda kalacağız maalesef!” dediler. Herhalde pişman olacağım sanıldı. “İyi olur!” dedim, “Adapazarı’nda başka kitabevleri de var, okul çalışması yapıyorlar, sanıyorum istediğinizi onlar hem de fazlasıyla verebilir.” Diyeceklerimizi dedik, konuşmayı bitirdik bana sorarsanız, nezaket teşekkürleri ile ayrılma zamanıdır gelen, ama öyle olmuyor, yine nezaket ile diyorlar ki: “Ama öğretmenliği ve yazarlığı olan sizinle görünmek isteriz programda.”

İsteyen ben değilim, onlar. Fakat masrafa ben de katılmalıymışım. Neden? Bilinirliğim televizyonla artacakmış. Nasıl ki telefoncular da, “3 lira fazla vereceksiniz ama 100 dakika da fazladan konuşacaksınız” diyorlar. Dediğiniz bir gün aklıma yatar da televizyona gidecek olursam, masrafın tamamını çekerim, gıkımı da çıkarmam. Nasıl ki telefon gevezesi de gevezeliğini ödemelidir.

Bir konu daha var: Ana sponsorlar kimlerdir, bilmiyorum ama, programda yer alacak kamu görevlilerinden masrafa katılmaları istenmeyecektir eminim. Gel de sorma! Benden neden istenir? Ben mücerret miyim? Oda üyesi değil miyim?

Bunların ne kadarını dedim, ne kadarını diyemedim? Ne kadarını hissettirdim? Kelime kelime değil ama anlamca hepsini dedim, belki fazlasını da.

Anlaşılan, “Memleket Kitabevi”nin yeni basımı hayli neşeli olacak.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....