Menü
Ada'dan • "TÜRK DİLİ"NDE 22 Ocak 2015

"TÜRK DİLİ"NDE 22 Ocak 2015

 

“Türk Dili”nde hiç yazmadım. Düzeltirim, üç ay öncesine kadar yazmadım. Yılmaz (Daşçıoğlu) Hoca, TDK’nın Yazı Kurulu’nda, Kasım sayısı için Halide Edip özel bölümünü kotarma işini yüklenmiş, tarafıma duyurdu, kendi de mümkün mü’lü, mümkünse’li bir dille isteğini dile getirdi. Elbette.

 “Ateşten Gömlek’i Yeniden” dergideki ilk yazım oldu. Şimdi bir alıntı:

Ateşten Gömlek’te pek çok şey yoktur ama hiçbir şey de sıfırlanmaz. Şişli sosyetesinden Salime Hanım Ayşe’yi iknaa çalışır: ‘Memleketi bu hâle sizin beyleriniz, paşalarınız getirdi. Bugün felaketten kurtulmak için medeni memleketlerin teveccühünü, merhametini celb etmek lazım.’ (s. 56). Halide Edip’in adı çıkmış ‘mandacı’ diye. Sanki tek mandacıdır. Bu satırlar Halide Edip’in peşin peşin, daha yurt dışına çıkmadan yaptığı savunmadır. ‘Perde arası’ başlıklı dokuzuncu bölümde Peyami’nin hatıra defterinde şunlar yazılı: ‘Bugün notlarıma bakıyorum. İhtilal günleri ile Sakarya arasında hayli hadise var, fakat bende ancak son şeyleri anlatacak kadar nefes var. Ondan evvelki günler hep perde arası.’ (s. 159). Tarihin o takvim arasına bakmalı, resmi tarihin es geçtiği bir şey vardır mutlaka.”

*

“Türk Dili”nin Aralık 2014 tarihli 756’ıcı sayısının “Çocuk ve İlk Gençlik Edebiyatı Özel Sayısı” olarak çıkacağı, sayı editörlüğünü de Mustafa Ruhi Şirin’in yapacağı duyurulmuştu. Benim haberim, derginin Yazı İşleri Müdürü Ali Karaçalı’nın mektubuyla oldu, ardından da Mustafa Ruhi Bey özel sayının içeriğini başlık başlık gönderdi; hangi başlık altında yazacağımı bildirdim, Soruşturma bölümü için de soruları oldu sonra, onu da yazdım.

Soru, eleştiri kültürünün eksikliğiyle ve nedenleriyle ilgiliydi, cevabımı “Nitelikli Eleştiri ve Ortamı İçin” başlığı altında yazdım, alıntı oradan:

“Montaigne Rönesans yazarı olarak Eski Yunan’dan, Eski Roma’dan beslenir, fakat eleştirisinden de vazgeçmez. O çoktanrılıların dinlerindeki öfkeli, kinli, intikamcı vb tanrıları saçma bulur. Hıristiyan olduğundan değil. Tektanrılı dinlerdeki ‘öbür dünya’ ve ‘ruhun ölümsüzlüğü’ inançlarına yöneltir bu defa eleştirisini. Gürsel Aytaç’tan okuyorum: ‘Montaigne’nin ilgisi ruhlara, dinlere değil, insana ve özellikle kendine yönelmiştir. (…) Mesela der ki: ‘Cicero’yu iyi anlamaktan çok kendimi iyi anlamak isterim.’

Ülkemizde bu özgürlük yok.”

*

“Türk Dili”nin 888 sayfalı 756’ıncı sayısında yer alan diğer yazım, içerik-ideoloji ilişkisi üstüne ve “Çocukları Caddelere Çıkarmak” adını taşıyor. Şu alıntı da ondan:

“Konu kendiliğinden ideolojiye ve içeriğe kayıyor. Çok kişi, sadece çocuk edebiyatı için değil edebiyatın geneli için de muzır bulacaktır ideolojiyle içeriği. Hatta çocuk edebiyatının kimi isimleri de böyle düşünecektir. Sanıyorum, çocuk edebiyatının ‘çocukça’ bir edebiyat olduğuna inan(dırıl)mışlar.

Bu çevreler –farkında değiller- ideolojiye ve içeriğe karşı durarak edebiyatı soyut bir ‘gerçeklik’e çekmiş oluyorlar. Hoş, zaman zaman bunu isteye dileye yaptıklarını da düşünmüyor değilim. ‘Edebiyatın kendi iç dinamikleri’ klişesini dillerine öyle pelesenk etmişler ki iyi niyetlerine yormak ne mümkün!”

*

“Türk Dili”nin Ocak 2015 tarihli 757’nci sayısında da Mehmet Öztunç’un benimle uzun bir söyleşisi var. Yirmi soru. Cevaplarımla otuz bin vuruş.  On üç sayfa. Her şeyi sormuş benimle ilgili. On üçüncü soru şöyle: “Adapazarı bir kent olmanın ötesinde Necati Mert’in yazarlık süreci için nasıl bir anlam, değer taşıyor?”

Alıntı, o cevabımdan bir bölüm:

“Yazarlığım kitapçılığımdan bir yıl eskidir. Esnaflığın sıkıntıları, hele kitapçılık yapıyorsanız ve solcu, sosyalist olarak biliniyorsanız bitmez, her geçen gün çoğalır, saldırı, zincir muşta, tehdit… hepsini görürsünüz. Hatta bir gece yarısı bombalanır da dükkânınız. Misafirlikte olduğunuz bir gecedir, evde olmadığımız görülünce bizim taraf da telaşlanır, Neclâ’nın tarafı da, kaçırıldığımız düşünülmüş. Hangisini anlatayım? Polisinki, askerinki, maliyecininki… Çeşit çeşit. Hikâyem Adapazarı  ile Memleket Kitabevi’nde hayatımın yetmiş, kitabevimin kırk küsur yılını en hurda teferruatına kadar anlattım. Toparlayayım: Sıkıntısı çok, mutluluğu nihayet şu son on, on iki yılda, giderayak yakalamış bir ömür benimki. Bunu Adapazarı’ndan ayrı düşünemiyorum. Öykülerim de buralı. İstanbullu bir yazar öykülerine İstanbul’u nasıl alıyorsa ben de Adapazarı’nı öyle alırım. Ama beni Adapazarı yetiştirdi diyemem. Becerebilseydi bir kaşık suda boğacaktı. Lise ikideydim, okuldan atılayazdım. Öğretmen oldum, 31 Ocak 1971 günü mitingimiz basıldı, linç edilmekten zor kurtuldum. O lisede, ‘O Belde’yi işlerken bir yüzbaşı tarafından alındım, nereye götürüldüğüm söylenmeden götürüldüm. 1982 Mayıs’ında merkezin taşradaki temsilcilerinin hışmına uğradım. Merkeze biat etmediğim için yayımcı bulamadım, üçüncü kitabımla dördüncü kitabımın arasına on dört yıl girdi, kendi göbeğimi kendim kestim, sonraki dört kitabımı da kendi imkânlarımla çıkardım. Recep Şükrü Güngör, öykülerimde ‘gitmek’ fiilini sık sık kullandığımı söyledi. Doğrudur. Fakat gitmeyenim de. E, Adapazarı’nı anmaktan da vazgeçmiyorum, Adapazarı’nı sevdiğimi sanıyorlar. Nesini seveyim? Burayı doğum yeri olarak ben seçmedim. Bolu’da doğsaydım, yahut İzmit’te, 12 Mart’ı görmezdim. İzmitliler görmedi, demiyorum, İzmit kaynıyor, devlet İstanbul-Zonguldak çizgisinde sıkıyönetim ilan etti, yekparelik olsun için bizim köyü de kattı, yaptığına milleti inandırması lazım, TİP’ten üç partili ile TÖS’ten üç öğretmeni içeri aldı. Ne ceza yedik ne de beraat ettik. Eylemlerimiz sıkıyönetim ilanını gerektiren eylemler değilmiş, askeri mahkeme dosyamızı Sakarya Ağırceza’ya gönderdi, orası da bakmayınca Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kurulmasını beklemeye başladık, işte o sırada 74 Affı çıktı, dosya düştü. Neyse… Buradan evlendim. Burada iş kurdum. Depremde can kaybım olmadı, maddi zararım da katlanılmaz değildi. Gitmedim. Belki de gidemedim. Sevdiğimden değil. Sevdiklerim var Adapazarı’nda, borçlu olduklarım da var, ama Adapazarı ne sevdiğim ne de borçlandığım… Belki de çektirdikleriyle ödeşiyorum gitmeyerek.”

*

“Türk Dili”nin Şubat sayısında da Haldun Taner özel bölümü olacak. Meraka değer.

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....