Menü
LİSANS TEZİM  2 Şubat 2015
Ada'dan • LİSANS TEZİM 2 Şubat 2015

LİSANS TEZİM 2 Şubat 2015

 

Önceki yazımı, “‘Türk Dili’nin Şubat sayısında da Haldun Taner özel bölümü olacak. Meraka değer” diye bitirdim. Ne zaman bir yayın haberini önceden söylesem yalancı çıkıyorum. TDK Başkan Yardımcısı ve derginin Sorumlu Yazıişleri Müdürü Sayın Ali Karaçalı’dan mesaj geldi şimdi (2 Şubat, Saat: 11.20) özel bölüm Mart’ta yayımlanacakmış.

Buna sevindim. Haldun Taner’in doğum tarihi, 16 Mart 1915. Yani önümüzdeki ay, doğumunun ayına kadar tam yüzüncü yılı. Sayın Karaçalı yazı istediğinde memnuniyetle demiş, takvimde anlaşmış, ayrıca da Şubat’ı, Mart’ı konuşmuştuk. Mesajın bunlara da değinen kısmı şöyle: “H. Taner özel bölümünü, sizin de anımsatmanız üzerine yazı kurulumuzda görüşerek Mart sayısına erteledik.”

Haldun Taner’in oyunları benim lisans tezimdi. “Türk Dili” için yazarken bu tezi aldım, neler yapmışım, neler yazmışım diye baktım, değerlendirmede, yorumlamada eksiğimi görmedim, hatta yer yer kendimi iddialı da buldum; ama lafı dolandırdığım yerler vardı, belli ki dilim yetmemiş, oralarda çok güldüm. Sonra, “fikrî muhteva” diye bir tamlamayı, hocalardan duymuş, sevmişim herhal, iğne başı kadar fırsat çıktı mı çıktı, pat! gelsin “fikrî muhteva”. Yaşının üstündekiler gibi konuşup davrananlar için büyümüş de küçülmüş diye bir deyim vardır hani, işte bunun anlattığı tam bir taklit ve özenti hâli. Hele “Önsöz”de iyice kabarmış da kabarmışım. Şimdi bir yandan gülüyor, bir yandan da neden böyle yaptım ki diye soruyorum.

Gelin “Önsöz”ün ilk paragrafını okuyalım:

“Amatör tiyatroculukla on yıldan beri (breh! breh! on yıl değil de sanki on asır) önce pratik sonra da nazarî olarak (aman aman neler de bilir mişim!) uğraşmam bendeki tiyatro hayranlığının tezahürleridir. (yav bu ‘tezahür’ de nerden çıktı, ne önsözden önce kullandım ne de sonra). İşte bu hayranlık tez konumun edebiyatın tiyatro sahasından (neden ‘dal’ değil de saha?) olmasına kâfi geldi.”

Haldun Taner tiyatrosu üç dönemli bir tiyatrodur. 1962 yılına kadar yazdığı altı oyun, klasik türdedir. 1962’de Keşanlı Ali Destanı ile göstermeci tiyatroya yönelir. Şöyle ki ilk dönem oyunları, illüzyonisttir, Türkçesi yanılsamacı; oyuncular rollerini gerçekten yaşamakta imişler gibi oynar, seyirci de öyle izler. İkinci dönem oyunları ise antiillüzyonisttir; izlediğinin bir oyun olduğu sürekli hatırlatılır seyirciye, gösterilir. Bunun için de oyunu başlatıp yürüten bir anlatıcı olur bu tiyatroda. Projeksiyondan yararlanılır. Sık sık oyun kesilir, şarkılar girer araya. Oyucular bir rolden bir role sahnede geçer, dahası sahnede kıyafet de değiştirirler. Bunlar Brecht’in epik tiyatrosunun özellikleridir; Taner, bu yabancılaştırma efektlerinin hepsini alır, fakat Brecht gibi kullanmaz. Brecht’inki gayet politik ve gayet ciddi yani mizahsız bir tiyatrodur. Taner ise güldürmeden yanadır. Çünkü Taner’in bir ayağı da bizim geleneksel halk tiyatromuza basar. O tiyatro da Karagöz’üyle olsun, Ortaoyunu’yla olsun göstermecidir. Ve güldürür. Meddah, haliyle. Şundan ki meddahlık, tek kişinin yaptığı gösteridir, yani “talk-show”; meddah da zamanın “show-man”i.

İki yıl boyunca Haldun Taner okudum, Brecht çalıştım, geleneksel temaşa sanatımızı ezber ettim, sonra da oturdum yazdım. 178 sayfa. Elli küsur dipnot var tezimde, yüz elliye yakın da kaynak göstermişim. Ne zaman oluyor bu? 1966-68 arası. Yirmi iki, yirmi üç yaşındayım. Sanırım bu ağır yükün altından o yaşta kalkıyor olmak verdi bana o kasıntılı dili. Geçerken not: Tezi tarattım, akşama sabaha web siteme düşecek.

Taner’in Şinasi’ye, Musahipzade’ye ve Tecer’e üstünlüğünü söyledikten sonra bakın nasıl iddialı bir soru gelmiş: “Öyleyse Taner’in oyunları halk oyunu mudur? Hayır. Çünkü halk oyunu halkın bağrından çıkan, ona kendi mantığı, zevki, duyuşu ve kendi dünya görüşünü katan oyundur. Kısaca halkın yazabileceği oyun halk oyunudur. Taner’in oyunlarında bu halk duyuş ve mantığı yerine halk tiyatrosunun şeklî özellikleri ile Batının bütün fikir ve edebî akımlarını bilen, onları Türk toplum hayatına uygulamaya çalışan geniş kültürlü bir aydın yazarın mantığı vardır.” (s. 165166).

Bununla kalsa yine iyi. Tez sürecinde ikisi evinde hemen tam gün, diğerleri Devekuşu Kababare’de, Pelit Pastanesinde, Ankara’ya gelişlerinde… olmak üzere altı yedi kez Haldun Taner’le oldum, fakat kimi sözlerimin, davranışlarımın yanlışlığını da bugün görüyorum. Haldun Taner bunları görmezlikten geldi hep.

“Türk Dili”ne gönderdiğim yazı özellikle iki dönemiyle o çalışmaya dayanır. Üçüncü dönem Kabare Tiyatrosu dönemidir ki 1966’da kaleme alınmış olan Vatan Kurtaran Şaban ile başlar. Bu oyun tezimde yer alan son oyundur. Sonrakileri “Türk Dili” yazısı için özel çalışıp kotardım.

Haldun Taner oyun yazarı. Öykü yazarı da. İlginç, oyunları öykülerinden, öyküleri de oyunlarından ayrı düşünülemez. Herkes için bu böyle. Fakat benim bir mecburiyetim daha var: Çocukluklarım. Yanlışlarım. Açık açık söyleyeyim, söylemeyeyim, Haldun Taner için kaleme aldığım her yazıya az yahut çok bu bilinçaltı sızar. Gönderdiğim yazının başlığında da görüleceği gibi: “Haldun Taner, Tiyatro, Vefa”.

Tezin PDF'sini okumak için:

http://necatimert.com.tr/resimler/files/tiyatro_yonunden_haldun_taner.pdf

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....