Menü
BİR ŞEHRİ ÖRMEK:
Hakkımda • BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

BİR ŞEHRİ ÖRMEK: "HİKÂYEM ADAPAZARI" Temel Karataş, 25 Aralık 2008

 

 

Hikâyem Adapazarı, Necati Mert, Heyamola Yayınları, İstanbul, 2008, 400 sayfa

 

Bir şehri anlatmak kolaydır. Örneği de çoktur. Hem de ne kadar çok… Ama bir şehri kişilerin etrafına ilmek ilmek örmek, onu bir şehir anlatısından çok öteye taşımak bambaşka bir şey… Hem zor, hem de örneği az. Ben ilk kez böyle bir deneme okumuş olsam da, temkinli olmak için benzeri az diyorum. Necati Mert’in yeni kitabı “Hikâyem Adapazarı”, edebiyatı özleyenlere hitap ediyor.

 

Öykücünün işi zordur. Bunu en iyi bilen de öykü okurudur. Niye mi? Her roman okuru roman yazmak gibi bir iştah içinde değildir ama, gözlemim odur ki, neredeyse her öykü okuru kendi öykülerini yazmak ister. Sınırlı sayıda cümle ile, yani bir sınır içinde, gerekiyorsa sınırsızlığı anlatmak… Bir kelime, bir kısa cümle ile, sayfalarca anlatılabilecek duyguyu okurun içine işlemek… Zor iş. Bu başarılınca ortaya müthiş eserler çıkıyor. Peki böylesine iyi metinleri ortaya çıkarabilmiş dile sahip olan bir öykücü deneme yazmaya soyunursa ne olur? Bunun en iyi yanıtını Necati Mert’te buldum. Hele ki son kitabı Hikâyem Adapazarı, bana şunu dedirtiyor: Hayatımda okuduğum en iyi denemelerden birini bir öykücünün kaleminden okudum. Evet, bu ilk denemesi değil yazarın. Aslında Necati Mert, özellikle son yıllarını denemeye verdi, halen de sürdürüyor bu tarzı. Ama öyle bir üslup var ki “Hikâyem Adapazarı”nda, sanki her sayfada ayrı bir Necati Mert öyküsü okuyoruz, her bölümde ayrı bir kitap bitiriyoruz… Yani öykü-deneme diye bir tür olsa herhalde en iyi örneklerinden olurdu kitap.

Heyamola Yayınları’nın Türkiye’nin Kentleri dizisinden çıktı “Hikâyem Adapazarı”. Konu, yani anlatılan şehir Adapazarı, kitabın adından da anlaşılacağı gibi… İşte burada bir yol ayrımı çıkabilir okurun karşısına… 80 küsur vilayetten Adapazarı’nın bilinecek nesi var? Ben Maraşlıyım, demek ki bu kitap bana hitap etmiyor, gibi düşüncelerle kitabı es geçebilir kişi. İşte orada durun! Çünkü bu kitap bir Adapazarı şehir rehberi değil. Ne bir ansiklopedik bilgiler derlemesi ne de Adapazarı’nın tarihçesi… Şuna bakın:  

“Çok oyuncuydu dedem. Yatardım. Sırtımda yumruk yumruk üstünde eller: Babaannemin, annemin, Cavide Abla’mın. Sorardı: ‘El el üstünde kimin eli var?’ Bilirsem mesele yok, bilinen yatardı. Bilemezsem eyvah! Bir gıdıklardı ki perişan olurdum.” (s. 24)

Ya da şuna:

“Babam anlatırdı: Gazi’nin geleceği haberini almış. İstasyona gitmiş. Kalabalık. Yola istasyondan Hasan Cavit Bey’in evine kadar peş peşe halı serilmiş. Gazi trenle gelecek, halılardan yürüyecek. Bekle Allah bekle! Uykusu gelmiş, bir ağaç altında uyuyakalmış. Yakınlarından biri tanıyıp uyandırmasa daha ne kadar uyuyacak kim bilir! Kalabalık dağılmış. Halılar toplanmış. Rüya gibi. Masal gibi. Babam bu hikâyede olsun olsun dokuz, on yaşında olsun.  Yani yıl 1928 veya 1929. Ama Gazi’nin bu tarihte Adapazarı’na gelişi yok. Trenle hiç yok.” (s. 26)  

Bu kısa alıntılar, kitapta çok arayıp, içinden cımbızla çektiğim ayrıntılar değil. Kitabın dili de bu, akışı da. Böyle bir fonda, böyle bir dille anlatılan yerin Adapazarı olması önemli mi? Evet, kitap bitince siz bu kente ilişkin birçok şey öğrenmiş oluyorsunuz, burası doğru. Ama okuma esnasında bambaşka bir hissiyat veriyor bu dil, bu üslup. Ne okuyorsunuz, nereyi okuyorsunuz, kitabın adı ne?... Bunları anca bitirince hatırlıyorsunuz sözün kısası. Beni bu denli içinde sürükleyen ve son sayfasında da beni kapatıp kenara koyan kitap sayısı azdır.

Bir şehri anlatmak kolaydır. Örneği de çoktur. Hem de ne kadar çok… Ama bir şehri kişilerin etrafına ilmek ilmek örmek, onu bir şehir anlatısından çok öteye taşımak bambaşka bir şey. Hem zor, hem de örneği az. Ben ilk kez böyle bir deneme okumuş olsam da, temkinli olmak için benzeri az diyorum. Kişilerle örülmüş, kişilere, mekânlarla örülmüş bir Adapazarı… Ve bu kişiler, mekânlar Türkiye’nin, Anadolu’nun kişileri, mekânları aslında. Bu nedenle kitabın bir kent dizisinden çıkmış olmasına, okura ulaşırlık açısından tedirgin yaklaşıyorum. Umuyorum ki, okur bu kitabı bir Adapazarı rehberi olarak algılamaz. Zira, Hikâyem Adapazarı ondan çok ötesi… 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....