Menü
BİZİM SOL  12 Şubat 2015
Ada'dan • BİZİM SOL 12 Şubat 2015

BİZİM SOL 12 Şubat 2015

 

 

İtalyan, Fransız, Alman solcuları değil de geç toparlanmış ülkelerin solcuları merak edilir en çok. Yunan, İran, Mısır, Cezayir… Bunlar da tarihleri olan uluslar, ülkelerdir ama teknolojiyi erken yakalayanların gözünde ikinci, üçüncü sınıftırlar, hatta “periferi”.

İlginçtir, birbirlerine benzedikleri halde birbirlerini de merak ederler. Yunan solcusu ne okur acaba? Kimi okur? Mesela Homeros’u okur mu? Platon’a ne der? Ya İran solu…Aruz hakkında ne düşünür? Hayatında mef’ûlü mefâîlü var mıdır? Firdevsi, Hafız… okudukları arasında mıdır?

Bu sorular sözü bizim sola kaydırmak içindir. Yunan solcusu, İran solcusu halkıyla, ülkesiyle barışıktır, onlara yaban düşmemiş, yabancı kalmamıştır. Ama bizimkiler yanlış içinde yanlış yaparlar.  Divan şiirini küçümserler mesela. Dadaloğlu’nu, Pir Sultan’ı okurlar da Şeyh Galib’e dudak bükerler. Mevlana’yı açık saçık hikâyeleriyle bilirler. Ömer Seyfettin milliyetçidir, Âkif İslamcı, Tanpınar muhafazakâr… Yani hepsi sağcı, gericidir, hiçbirini ellerine almazlar.

Bize yakın, bizden uzak bütün ülkelerin solcuları elleri öpülesi mübarek insanlardır da bizimkiler nadan, kibirli, kendini beğenmiş mahluklardır? O kadar ki burunları düşse eğilip almazlar.

Bu ölçüde değil ama benim gözlemlerim de doğrular bunları. Oysa Nâzım’ın “Çankırı’dan Piraye’ye Mektuplar”ında yer alan şu mısralar unutulur gibi değildir: “Bir akşam üstü / oturup / hapisane kapısında / rubailer okuduk Gazalî’den: / ‘Gece: / büyük laciverdî bahçe / Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin / Ve tahta kutularda upuzun yatan ölüler.’ //  Bir gün eğer, / benden uzak, karanlık bir yağmur gibi / canını sıkarsa yaşamak / tekrar Gazalî’yi oku.”   

Etkili mısralardır. Gazalî’nin rubaisinde Nâzım okurun kucaklandığını, aydınlanıp ferahladığını görür, Fethi Naci de Nâzım’ın Gazalî’de gördüklerini Füruzan’ın bir öyküsünde görmesiyle Nâzım’dan emanet alır: “Bir gün eğer / karanlık bir yağmur gibi / canını sıkarsa yaşamak / tekrar ‘Edirne’nin Köprüleri’ni oku.” Osman Nuri’nin (Zengin) kulakları çınlasın! Birkaç hafta önce Füruzan’la ilgili bir yazım nedeniyle hatırlatıverdiydi Fethi Naci’nin alıntısını.

Şuraya bakınız! Nâzım Gazalî!yle buluşuyor, Fethi Naci’yi buluşturuyor, Fethi Naci de bunu çoğaltıyor. Tek bir örnek bile olsa bu, bizim solun yabanlığından, yabancılığından kolay kolay söz edilememeli galiba. Oysa değil. Tanpınar, ölümünden sonra ilgi görür, okunur. Ölümüne kadar İstanbul Edebiyat’tadır sadece. Evet, sol geç okur Tanpınar’ı. Günü gününe söyleyeyim: Selahattin Hilav’ın “Yeni Ortam”da 1973’ün 31 Mart’ı ile 9 Nisan’ı arasında çıkan yazı dizisinden sonra okur. Bu da kolay olmaz. Az mı hırpalanmıştır Hilav! Benim okumam da 1978-79’dadır: “Sosyalist Kültür Ansiklopedisi”ne madde yazıyorum; ansiklopedinin başında Şükran Kurdakul, bir yandan da Çağdaş Türk Edebiyatı’nın ikinci cildi olan Cumhuriyet Dönemi’ni hazırlamakta, sık sık görüşüyoruz, bir gün etrafında halka olmuş Kurdakul’u dinliyoruz, “Çocuklar!” dedi, “Tanpınar’ı okuyun, ‘Huzur’u okuyun.” Diyeceğim, Tanpınar’ın kapalı devreden çıkışı Hilav’dan sonradır. Hafıza unutur, arşiv unutmaz! Abdullah Uçman 1932-2001 arasında yayımlanmış aşağı yukarı üç kuşaktan 250 kadar yazıyı taramış, 75 yazardan 100 yazıyı kıymetli bulup “Bir Gül Bu Karanlıklarda” adıyla kitaplaştırmış –alt başlığı da “Tanpınar Üstüne Yazılar”. Bu kitabı açınız, Hilav’dan önce Tanpınar için pek de bir şey yazılmadığını göreceksiniz.

Peki, Tanpınar’a sadece sol mu gecikmiştir, Tanpınar’ı sadece sol mu görmemiştir? Ben ayıbımı kabul ediyorum. Hatta kendi ayıplarını kabul etmeleri için solun halka yabanlığı, ülkeye yabancılığı konusunu güvendiğim arkadaşlara götürmekteyim de.

Geçende kendini İslam’la tanımlayan, öykülerini ilgiyle okuduğum bir yazarımızın bizim solcuları komşu solcularla karşılaştıran bir twit’ine rastladım. Tahmin edeceğiniz gibi aleyhimizeydi, eleştiriyi kabule hazırım ya, güvendiklerime götürüyorum da, Karaman’a Coşkun’un (Kocayaz) cenazesine giderken arabada Faik’e (Bostancı) aktardım. “Tamam hocam!” dedi Faik, “Madem biz yabancıyız, bize yanaşılmıyor, Yunan solcusu hiç kusursuz ve madem Türk sağı da onları beğeniyor, onlarla birlikte olsunlar. Vallahi ben alınmam da, darılmam da.”

Hayran kaldım Faik’in muhakemesine. Tanpınar’a sadece sol mu gecikmiştir, Tanpınar’ı sadece sol mu görmemiştir’in de cevabı var bu muhakemenin içinde. Ayıp sadece bizim mi sorusunun da.

Coşkun, Şaban’ın (Günel) bacanağı. Cenaze sonrasında Şaban’a açtım konuyu, Faik’in dediğini söyledim, “Mantığına imrendim!” dedim. Şaban bu! İki insanı bırakır mı kendi hallerinde! Dediklerinin bir üstünü o diyecek mutlaka.

“Eee!” dedi Şaban, “İran solcusu Hafız’ı okuyordu madem, İran’ın sağı, Tudeh’i niye bitirdi öyleyse?”

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....