Menü
AKADEMİ BAŞLIYOR  22 Şubat 2015
Ada'dan • AKADEMİ BAŞLIYOR 22 Şubat 2015

AKADEMİ BAŞLIYOR 22 Şubat 2015

 

“Büyükşehir Akademi” 2014-2015 Bahar Dönemi Mart ayı ortalarında başlayacak. Dersler yine sekiz hafta ve haftada bir gün, ikişer saat. Güz Dönemi’nde tanıtıcı kitapçık yapılmıştı, yine yapılacakmış. Her ders karşılıklı iki sayfa içinde tanıtıldıydı bu kitapçıkta. Sol sayfada dersin amacı ile işlenecek konular hafta hafta gösterilmiş, karşı sayfada da hoca tanıtılmıştı.

“Ömer Seyfettin’le Sait Faik’te Öykü” idi benim dersimin başlığı. Yirmi, yirmi beş kişi vardı ilk hafta, giderek sayıları azaldı, altıya, yediye kadar düştü. Sekiz değil de on, on beş hafta olaydı akademi programı kendi başıma kalacakmışım demek. Hafif mi bulunuyordu program acaba? Oysa fazla ciddi bulunduğunu düşünüyorum. Katılımcılardan fırsat bulur bulmaz konuyla kısmen ilgili, daha çok teneffüs amaçlı sorular geliyordu çünkü. Kötü müydü bu? Ne iyi ne de kötü. Benimki bir tespit. Belki de hata bende: Umduklarını bulamadıkları için sayıları düşüyordu katılımcıların.

Hemen bütün gruplarda böyleydi durum. Belediye de farkında bunun. Yine de Akademi etkinliğinde ısrarlı. İnsanlar esnaf içinde, cami avlusu ve mahalle kahvesinde, evlerin arka bahçelerinde adeta kapalı devre bir toplumsallık içindeydi eskiden. Ana yollar, ana yolları birbirine bağlayan geçitler dışında, hele ki sağlı sollu meskenlerle sıralı ehl-i namus sokaklar çıkmaz sokaktı hep. Mahremiyet vardı. O çıkmaz  sokaklar çıkar sokak oldu bugün. Mahremiyet çözüldü. Diyeceğim o eski mekânlarda buluşulmuyor artık. Geçmişin nostaljsini yapıyoruz ama hayatımıza eskide olduğu gibi şekil vermesini istemiyoruz eskinin. Doğa gezilerinde, amatör sporculukta, hobi gruplarında, kültür sanat etkinliklerinde her zamankinden fazla bulunuyorsak bugün bundan. Akademi programlarından beklenen de ötekilerden farklı değil. Ben böyle bakıyorum. Şu birkaç yıl içinde sadece Akademi programlarında tanıdığım, sonrasında da görüşür olduğum, günlük hayatımı zenginleştiren dostlar –yalan olmasın- elliden çoktur. Burada sadece sayı yok. Burada kolektif heyecan var, ortak bilinç var. Geleceği birlikte karşılamanın işaretleri var. Belediye bunun farkında işte. Bu yüzden Akademi’nin her dönemini bir sürprizle karşılıyor. Karşılıyor ki dersler ilgi görsün, yolun ortasında bırakılmasın. Güz döneminde katılımcılara katıldıkları dersle ilgili ve dersin hocasının önerdiği kitaplar hediye edilmişti örneğin.

2014-2015 dönemine kadar hep edebiyat ve yazı/yazarlık üstüne dersler verdim. İlk değişiklik bu akademi yılının güz döneminde oldu. Enine boyuna çalıştığım iki yazar vardır: Ömer Seyfettin ile Sait Faik. “Ömer Seyfettin’le Sait Faik’te Öykü” başlığı böyle çıktı. İki yazarın ailelerini, gerçek hayatlarını karşılaştırdık, öykülerine yaşadıklarının nasıl yansıdığı üzerinde durduk. Dil anlayışlarını tartıştık. Sonra, düşüncelerini ele aldık, düşüncelerinin günümüzdeki yeri nedir, bunları konuştuk. Ve bunları öyküleriyle örneklendirdik.

Büyükşehir bu dönem için de değişik bir başlık düşünmüş. Büyükşehir tarafından basılmış benim “Bağ Çorbası”ndan aldıkları ilhamla olacak, “şehir sohbetleri” önerildi. Şehrin/şehrimizin anlatılacak o kadar detayı var ki ömür biter şehir bitmez. Bir insan kendi başına bunu ne kadar yapabilir ki! Ama birlikte neler neler yakalanmaz! “Bağ Çorbası” ilk adım ve örnek olmak üzere şehir keşfine çıkacağız velhasıl.

“Şehir Sohbetleri” başlığına kökten itirazım yok, ama çok genel, sonunda bir alt başlıkta buluştuk: “Ada’nın gizli ad(a)ları”. Bizim dersin cümle kapısı işte bu. E, neler konuşacağız?  

Tanıtıcı kitapçıktan okuyalım:

“Seminer, Yunus’un ‘Bir ben vardır bende benden içerü’ dizesini Ada/Adapazarı özeline aktarmayı, Ada’da gizlenmiş adaları gün yüzüne çıkarmayı, görünür kılmayı amaçlar. Gizlideki adaların her biri şehir arketipleridir aslında, dolayısıyla bizimledir onlar, fakat günlük hayat alışkanlıklarından sayılır olmuşlardır, seminerin asıl amacı bunları bilince çıkarmak, yaşanır kılmaktır. Arketipler geneldir, kültür ve tarih kalıplarıdır. Şehirler bilinirliklerini buradan alır, her şair ve her yazar elinde gayet öznel bir dile dönüşürler. Tıpkı ‘Bağ Çorbası’nda olduğu gibi: ‘Kimine göre, şimdi ‘hüve’l bâki’ olmuş Çarksuyu’dur Adapazarı. Kimine göre kabak tatlısı, pekmezlendikten sonra fırınlanmış tuzlu kabak çekirdeği ya da ıslama köftedir.’ Hâsılı herkesin bir istiaresi/metaforu vardır Ada için. Seminerde işte bunlar konuşulacak, bunlar paylaşılacak.”

Var mısınız şehri yeniden yazmaya? Hem sizi bir de sürpriz bekliyor galiba. Denildiğine göre dersler kayda alınacak, yazıya dökülüp kontrolden geçirildikten sonra da kitaplaştırılacakmış.

Valla, bu iyi işte!

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....