Menü
GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ  Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002
Hakkımda • GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ Cihad Şahinoğlu, Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

 

 

Öykü ve deneme yazarı Necati Mert’in yeni yayımlanan öykü kitabının adı; Gönüller Küçüldü. Uzunlu kısalı 36 öyküden oluşuyor kitap. “Sakarya'nın kendiliğinden akışı gibi yazmak”, bir öyküsünde geçen bu cümle Necati Mert’in öyküye nasıl baktığını, yaşanılan hayatın edebiyata nasıl yansıdığını belli ediyor. Öyküler okunduğunda şaşırtıcı bir durumla karşılaşmıyorsunuz. Yaşadığımız hayatın olanca doğallığıyla yazıya nasıl yansıyabileceğini örnekliyor yazar. Kafa karışıklığı içinde yazılmış, bizi bir yerlere savuran öykülerin yanında sadeliğiyle öne çıkıyor kitap. Aslında öykü yazmak için dolaştığımız sokağın, alışveriş için ilişki kurduğumuz esnafın birer malzeme olduğunu hatırlatıyor bizlere. Klasik hikâye tanımını getirmekten de uzağız öykülere, öyküler farklı yapılarda çıkıyor karşımıza.

Kitap tarih sıralaması açısından kısa bir dönemi kapsamıyor, 1980 ve 1998 tarihleri arasında yazılan öykülerden oluşuyor. Yazar yerleşik değerleri öyküsünde kullanırken tarihi, siyaseti, coğrafyanın özelliklerini, sayabileceğimiz diğer insani unsurları gözleyen bir üslupla yazıyor. Kadın erkek ilişkisinde yapılan eleştiri siyasi bir göndermeye de kayabiliyor, ancak yapılan bu eleştirilerde bir taraf tutmaktan daha çok yazarın karşımıza çıkardığı yoruma dikkat ediyoruz. Kitapta yer alan öyküler bu nedenden dolayı geniş bir bakış açısına sahip. Bu çeşitliliği hikâye örnekleri için de söyleyebiliriz. Eski tarihli öykülerde kapalılık ve yazmakla ilgili kimi sorunlar ön plana çıkmış olsa da yakın dönemdeki öykülerde artık bu durumun farklı bir şekilde yansıtıldığını görüyoruz. 80 sonrası Türkiye’sinde, toplumsal hayatta yaşanılan sorunlar, bireysel hesaplaşmalar ve gözlemlerin yaşantının içinde nasıl örneklendiğini gösteriyor bize yazar. Söyleyiş tarzına ve durduğu yere baktığımızda bunun çoğunluk adına kabul edilebilir olmadığını, telaffuzu zor bir öykücülük olduğunu söyleyebiliriz. Taşraya ait mevcut değerlere sahip çıkan, bunun yanında kentin dayattığı popüler yaşantının ablukaya aldığı insanı da içeriyor öyküler. Adlandırma yaparak insanın kendinden uzaklaştırdığı, kanıksanan bir hayat değil, anlatılan bir öykü. Nasılsa o noktadan yola çıkılarak kurgulanmış olumlu ya da olumsuz olarak baktığımız bir bütün.

Kitabın içindekiler kısmına baktığımızda, öykü başlıklarına şöyle bir göz gezdirdiğimizde, tematik başlıklı vurgulamalardan daha çok günlük dilde karşımıza çıkan mayhoş hâller, fal, sütlaç, çakıl taşları, çiğdem, bilet gibi örnekleyebileceğimiz başlıklarla karşılaşıyoruz. Aslında bu öyküler her ne kadar nesnenin basitliğiyle belirlenmiş olsa da okunduğunda hayatın o gözden kaçırılan kayıp giden aralığından bakıyor bizlere. Bir an yanıp sönen bir görüntü bu, arkasında taşrada yaşanılan sıkıntıyı aktarıyor, kimi zaman da kendi yaşantısının farkına varamamış insanların kimliksizliğini vurguluyor. Kitapta belirgin olarak ortaya çıkan bir tavır da merkezi otoritenin hiyerarşik yapısının eleştiriliyor oluşu. Katılaşmış sistemin, yorum yapan, diyalog kuran insanlara ihtiyacı vardır öykülerde. Yazar ironi ile bakarak, tespit ettiği görüntüyü yaşar bir hâlde okura bırakır.

İçinde yaşayan insanların solukları duyuluyor kitapta.

Hece, Sayı: 69, Eylül 2002

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....