Menü
BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015
Hece Yazıları • BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

BAŞKAN GELİNCE Hece, Sayı: 219, Mart 2015

 

 

Büyüklerin yanında sigara içilmez.

Yerlere tükürülmez.

Başkan gelince ayağa kalkılır.

Cümleden sonra nokta konur. Yeni cümle büyük harfle başlar.

“Hadi canım!” diyeceğim de hadi peşin peşin demeyeyim.

“Abdest” mi yazılır, “aptes” mi? “Camii” mi, “camisi” mi? Ben her ikisini de kullanırım. Karşımdakine bağlı. Karşımdakinin emin olduğu ilmi, inancı, toz kondurmadığı bilgisi varsa eğer, ona göre değişir tercihim. Sözgelimi, mangalda kül bırakmayan ilericiye karşı tercihim “camii”dir de, fazlasıyla gelenekçiye karşı da “camisi” olur. Hangisi doğru bunların? İkisi de. İlkinde Arapça yazım esas alınmıştır, ötekinde Türkçe. Henüz kültürel ara dönemdir, yazım birliği sağlanmamıştır; tarafların inatları bence anlamsızdır, bazen birini, bazen ötekini seçerek bu anlamsızlığı söylemek isterim ben de. Peki, kendi halinde biri ise karşımdaki? O zaman el bağlarım, onun dilini seçerim. Diyeceğim, ona da diyeceğimi böyle derim.

Bilgisayar mı? Bilgisayarın çözeceği meseleler değil bunlar. Bilgisayar da kendisine ne yüklenmişse ona göre çizik atıyor. “Abdest”i çiziyor; belki “aptes”i çizeni de vardır. Ya da “camii” de “camisi” de ruhsat alıyor. Geçerken: “Fırtınada denizkızı yuttu” yazdığımızda da uyarmaz bizi bilgisayar, “Deniz kızı evine çekildi” yazdığımızda da. Oysa her ikisi de yanlıştır. İlkinde “deniz” ve “kız” ayrı varlıklardır, ayrı yazılmalıdırlar; ikincisinde bir masal kahramanıdır söz konusu olan, “deniz”le “kız” bu sefer bitişik olmalıdırlar.

Aa, kalktım ben de kural koydum. “Öyle olmalı, böyle olmalı” dedim. Yakıştı mı? Adam vardır, diyeceğini, “denizkızı” yazması gerekirken “deniz kızı” yazarak diyecektir, kalkar öyle der. Ben de yararlanırım kendisinden. Yazısına borçlanırım.

Bilgisayara gel de bunu anlat! “Cümleden sonra nokta konur. Yeni cümle büyük harfle başlar.” Bilgisayarın bildiği bu. Buyurun Attilâ İlhan: “ben sana mecburum bilemezsin / adını mıh gibi aklımda tutuyorum” Nerde nokta? Nerde büyük harf? “E, o şair!” diyeceksiniz. Hayır! Şairin, diyeceğini kural dışına çıkarak deme hakkı varsa herkesin var. İşte Rasim Özdenören, işte “Çarpılmışlar”daki öyküleri.

Nur Çintay A. da oynar dille, Perihan Mağden de. Başkaları da var. Kimileyin sayıları rakamla yazarlar. Sözcüklerde kimi harf ya da heceleri büyülttükleri olur. “Amerikan”, “ihale” yazmazlar da, örneğin “ameriKAN” yazarlar, “İHaLe” yazarlar. Ayşe Düzkan’sa hiç mi hiç mi hiç büyük harf kullanmaz. Kural dışı. Evet! Onlar da kurallara karşı zaten. Delikanlıların saç uzatması, küpe takması neyse bu hanımların da yaptıkları o. Kuralcılığı şeytan uçurtması yapıp uçurmak.

Birkaç yıl oluyor, Tanpınar’ın “Sahnenin Dışındakiler” romanındaki bir cümlesi yüzünden tartışma çıkmıştı. Cümle şu: “Bir an, her şey, herşey bittikten sonra Paşa ile kolkola ocağa atılışımızı düşündüm.” Tartışılan da şu: Buradaki ayrı ve bitişik yazılmış “her” ve “şey”lerden hangisi doğru? Bu bir dalgınlık mı, dizgi yanlışı mı, yoksa Tanpınar’ın ikisi üzerinden ayrı ayrı diyeceği mi var? “Şey”li bileşik sözcüklerde ayrı yazım kuraldır. Üstelik eski yeni bütün yazım kılavuzları da bunda hemfikirdir. Ama o sırada hissedildi ki “her şey”de “ayrı ayrılık” anlamı vardır, “herşey” de “topluluk, bütünlük”. “Gerçek Hayat”tan Murat Menteş’in örneğini hatırlayarak, şöyle: “Balkondaki her şey ıslanmıştı” ile “Balkondaki herşey ıslanmıştı”nın anlattığı aynı değildir. İlki, “ıslanmış masa, sandalye ve çiçekleri, asılı çamaşırları vb.” dert edinmiştir, ikincisi ise “balkonun bütünüyle ıslanmışlığı”nı. Kuralmış! Hadi canım!

Bilen bilir, Nuri Pakdil’in kitapları dipnottan geçilmez. Ama hepsi de hemen hemen şöyledir: “Doğrudur; dizgi, düzelti yanlışı yoktur.” Sözcüklerle öyle oynar ki Nuri Pakdil okurda tereddüt uyandırırcasına. O da n’apsın k(u)ralcının* bunca olduğu bir yerde okuru uyarmak zorunda kalır.

Hadi “Çarpışan Sesler”inden bir de bir alıntı: “İliklerimize işlenecek, iliklerimize sinecek derinlikte, yoğunlukta bir şehirlileşinilinebilinseydi Yüce Osmanlı imparatorluğunda, yeryüzünün tüm yüzü şimdi gülüyor olurdu.”

Uzun sürdü şu dil mevzuu. Ne diyordum? “Başkan gelince ayağa kalkılır.” Hadi canım!  

 

 

 


* Doğrudur; dizgi, düzelti yanlışı yoktur.

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....