Menü
EDEBİYATLA 84 YIL  14 Ağustos 2015
14/28 • EDEBİYATLA 84 YIL 14 Ağustos 2015

EDEBİYATLA 84 YIL 14 Ağustos 2015

 

 

Nasıl diyordu Behçet Necatigil: “Adı, soyadı / Açılır parantez / Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti / Kapanır parantez.”

Tarık Dursun K.nın 26 Mayıs 1931’de İzmir’de açılan parantezi 11 Ağustos 2015’te yine İzmir’de kapandı. Eserleriyle yaşayanlar arasında artık o. Şiirle, hikâye, roman, çocuk edebiyatıyla, senaryo yazarlığı, film yönetmenliğiyle, antoloji hazırlamak, çeviri yapmak, yayınevi yönetmekle geçmiş koca bir 84 yıl.

Tarık Dursun’la yüz yüze gelişim 1991 yılının 8 Haziran’ındadır. Günü gününe bilmem şöyle: Akgün Akova Gebze’de belediyede çalışıyor veya hatırı gözetilecek kadar belediyeye yakın, Tarık Dursun’un, Osman Şahin’in ve Necati Güngör’ün katılacağı bir söyleşi düzenlediği haberini aldık –yer: Gebze Belediyesi Meclis Salonu. Neclâ’yla kalktık gittik, üç beş dakika gecikmişiz, Osman’la Necati’ye göz selamı verip yerimize geçtik. 14 Mayıs 1982 ile Gendaş’ın “Gönüller Küçüldü”yü yayımladığı 2002 arası –tam yirmi sene yani- edebiyat iktidarınca görülmediğim yıllardır. Her sınıfın edebiyatı vardır, ama her edebiyat da kendi içinde merkez-taşra diye ikiye bölünmüştür. İlginç mi ilginç statü ortaklığı sınıf ortaklığından da sağlamdır; şöyle ki sınıfın kendi beyazları ile siyahları birbirleriyle geçinemez de iki sınıfın sözgelimi merkezde yer alanları can ciğer kuzu sarmasıdır. Bunları fark edişim dışlanmam için yetti. Etkinlik haberi almayayım, gidiyor, hayatta olduğumu gösteriyordum. Gidişimiz bundan. “Hasangiller” ikinci kitabıdır Tarık Dursun’un, basım yılı 1955, giderken onu da alıyorum, imza rica edecek, ne kadar eski bir okuru olduğumu göstereceğim. Söyleşiden sonra iki arkadaşla görüştük, hasret giderdik; Tarık Dursun “Hasangiller”i görünce hayret etti -36 yıllık kitap. Bunu da yazdı. Onunki tarihsiz, tarih, Akgün Akova’nın imzaladığında var.

Cağaloğlu’nda yayıncılardan, dağıtıcılardan dostları vardı, benim de alışveriş için sık gittiğim yıllar, rastlaşıyor, bir kenara çekilip konuşuyorduk. Dedim ya sıkıntılı yıllarım, yazılarıma taşra dergilerinde yer bulabiliyorum ancak; Tarık Ağbi’nin kitapları Bilgi’den çıkıyor o zamanlar, “Bir dosya yap Ahmet Küflü’ye benim adımla gönder” dedi, gönderdim, cevap gelmedi Bilgi’den.  “Bir daha gönder” dedi Tarık Ağbi, “Adınızı vereyim mi yine?” “Tabii ver.” Yine cevap yok. Bilgi, Ankara’da bir yayınevi, ama İstanbul’da da dağıtımevleri var, on yedi yıllık alışverişi kestim hemen.

Tarık Ağbi “Minnacık Bir Uçurum”la çok özel ilgilendi sonra.  1993 olacak, bir gün sözleştik, buluştuk, koltuğumda “Minnacık Bir Uçurum” bir yayınevine gittik,  “Kendisine de öyküsüne de kefilim” deyip en büyük yetkiliye dosyayı uzattı ağbim. Sonuç alınamadı. Başvurduğu ikinci yayınevi de kapandı. Dosya elimizde kalakaldık. Kararımı verdim, kendi göbeğimi kendim kesecektim.  1994-98 arası beş kitap yayımladım kendi imkânlarımla. Sait Faik jürisindeydi, “Minnacık Bir Uçurum” için çok üsteledi katılayım. İstemem, lanet olsun! Bu süreçte neler gördüyse Tarık Ağbi bende: belki taşralılık, belki hareketsizlik veya müdanasızlık… Dedi ki: “Sadece yazmışsın! Esnafsın ama esnaflık yapmamışsın, esnaflık yapmıyorsun.” Unutmuyorum bunu.  Doğru, yapmam. Minnet etmem. Tarık Ağbi’nin kefilliği yetiyor bana.

Eşini kaybettiği günlerde aramış, “Ağbi n’apıyorsun?” demiştim, “N’apayım, yalnızlığa alışmaya çalışıyorum” demişti. Sonra Foça’ya çekildi, Necati’yle (Güngör) Foça’ya ziyaretine gitmek için bir iki kez niyetlendik, ciddi niyetlenmemişiz demek.

Haberi Necip Tosun’un facebook gönderisinden aldım, şöyleydi: “Öykücü, romancı Tarık Dursun K.’yı kaybettik. Üretken, çalışkan bir edebiyat adamıydı. Eserlerinde diyalogları ve sinemasal anlatımı tercih ederdi. ‘Denizin Kanı’ romanıyla ‘Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep’ adlı öyküsünü Yücel Çakmaklı televizyona uyarlamıştı. En beğendiğim öykü kitabı ismi ona aitti: ‘Ömrüm, Ömrüm…’ Günlüklere ne güzel bir isim olurdu: ‘Ömrüm, Ömrüm…’ Bu akşam masamda onun kitapları var.”

Ben de şu notu düştüm: “ Kardeşim Necip Tosun, haberi aldığımda Nurullah Ataç çalışıyordum, bir sayfada Tarık Ağbi'ye rastladım. Ataç şöyle yazmış: ‘Bay Tarık Dursun K.nın Türkçesi hoşuma gider. Konuşma diliyle yazmaya özenir, yabancı tilciklerden kaçıp öz Türkçe yazmaya çalışır." (Günce 56-57, s. 40).

Talip Apaydın’ın arkasından kaleme aldığım yazı için eleştirildim. “Talip Apaydın’ı değil kendini anlatmışsın”  dediler. Bu yazı da galiba öyle oldu.

Keşke yazacağıma “Nerde Eski Hüznü Mehtabın” adlı hikâyesini yapıştırsaydım şuraya!

Artık çok geç. Değil. İlk cümle bile yeter gidenin nasıl bir hikâyeci olduğunu anlatmaya. “Bir gün kaçacağım be agacım, na, sana yemin kasem ederim; şu ekmek beni çarpsın ki… Diyeceksin; kız, nankörlük etme, işte yediğin önünde yemediği ardında, değil mi?”

Devamı “İmbatla Dol, Kalbim”in içinde.

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....