Menü
YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ  Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016
Diğer Yazılar • YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016

YAYIMLANMAYAN RÖPORTAJ Karabatak, Sayı: 29, Kasım-Aralık 2016

 

 

Ağustos başıydı, kitabevime geldi, gazeteciymiş, burada bir ajansta çalışıyormuş, adını, soyadını, benimle röportaj yapmak istediğini söyledi. Kendisini tanımıyorum. Sonra bizim Ada taşrasında da röportajın ne demek olduğunu bilirim. Engin Arapoğlu’nunkiler hariç hemen tamamı, doldurmadır. Dememişsinizdir, demişsiniz gibi yazarlar. Sonra, ben konuşmayı da sevmem; konuşurken insan dilini pek kontrol edemez –ben edemem. Cümlelerim düşük, eğri olur, öyle çıksın istemem, çıkarsa utanırım. Bereket, bir usul vardır, metin, röportaj veren kişiye okutulur yayımlanmadan önce. Gerekli rötuşlar yapılır falan. Ben de bu usulden yararlanırım. Dört beş yıl oluyor, bir kızcağız, gazetesi adına röportaj istedi, kabul ettim, sordu, söyledim, notlar aldı, ayrılacağım, “Çıkmadan önce görürüm değil mi?” dedim, genel yayın müdürüne sordu, prensiplerine aykırıymış talebim. Ağustos başında gelene de, bu olaydan aldığım dersle dedim ki: “Kabul ama konuşmayalım, siz sorularınızı elektronik postayla gönderin ben de aynı postayla cevaplayayım, ikimiz için de böylesi daha rahat.” Teşekkür etti, gitti.

Ertesi akşamdı sanırım, “inbox”a bakayım izninizle: 5 Ağustos’muş, sorular geldi, yanı sıra bir de not vardı: “Yarın yanınıza fotoğraf çekmeye gelmeyi düşünüyorum nasip olursa” ve “selamlar…” 6 Ağustos geçti, 6 Eylül geçti, 6 Ekim geçti, üstüne bir de bir hafta geçti, bugün tam altmış sekiz gün, ne fotoğraf için gelen oldu ne de benim sıcağı sıcağına gönderdiğim cevaplarım yayımlandı. Dediklerimi beğenmediler herhalde Başka ne olabilir? Umduklarını bulamamışlardır onlarda, hatta hafif veya yanlıştırlar belki, doğallayın okuru korumaya aldılar.

Ama ben iyi niyetli değilim, neler demişim sizi mahrum etmeyeceğim. Sorular özgün imla ve noktalamalarıyla ve tırnak içinde, cevaplarım hemen peşinden olmak üzere şöyle:

“Popüler Kültür gençlerimizi maalesef çok kötü etkiliyor ve kötü bir örnek oluyor. Gündelik yaşamda kullandığımız dil ile ilgili ne düşünüyorsunuz? üslubumuz nasıl ve nasıl olmalı?”

"Popüler" sözcüğünü hafifletici sıfat olarak kullanmam. Kendimde bu hakkı görmüyorum. Dahası bu kültürün gençlere kötü örnek olduğunu da düşünmüyorum. Böyle düşünmek yasakçılığa davetiye çıkartır. Ben herkes elinden geleni yapsın, kendi alıcısıyla buluşsun isterim. Peki, ben popülerin peşinde miyim? Hayır. Popüler, benim tarzım değil. Bunun dile yansıyışı için diyeceklerim de aynı. Sokak dilini kullanmam, ama sokak dili diye bir şey var; bir yazar da o dilden o dili aşarak yararlanabilir. Yararlanmalıdır da. Üslup ayrı bir şey. Üslup kişiyi ele verir. Kişi, üslubuyla gösterir kendini. Ne iseniz üslubunuz da odur. Bu yüzden nasıllığıyla ilgili model veremem.

“Hem bir yazar olarak hem de bir kitapçı olarak okuma alışkanlığımızın düşük olması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?”

Düşük mü, emin değilim. Yahut şöyle: Eskisinin gerisinde değil. Belki önünde. Kırk yıl önce iki kitapçı idik şu şehirde. Şimdi, maşallah, kitapçıdan geçilmiyor. Ayrıca, kitap çeşidi arttı, her konuda, her alanda kitaba ulaşılabiliyor bugün. 

“yerel basın ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?”

Soru "yerel basın" diye sorulduğunda pozitif ayrımcılık beklenir. Ben yapmam. Bunun basına faydası olmaz çünkü. Yerellik, basını köreltir. Basın isen sen, ölçün, yerel değil ülke olacak. Dağıtım anlamında olmayabilirsin, ama kalite olarak ulusal basının gerisinde olmamalısın. Bu anlamda, Adapazarı'nda yerel mi yerel basın var, ama basın yok.

“yazarlığa nasıl başladınız ve bu yolda ilerleyen genç arkadaşlara tavsiyeleriniz nelerdir?”

Nasıl başladım? Valla, gönlüm tiyatrodaydı. Öyle şeyler yaşadım ki insanlara güvenimi yitirdim. Tiyatro, kolektif bir sanat, haliyle tiyatrodan koptum. Ama derdim var, sıkıntılarım var, onları aşmak için de bir kâğıt bir kalemle olacak bir dalı seçtim: hikâye. Sonra da denemeler, incelemeler... Tavsiyem olmaz. Ben inat, ısrar ve sabırla geldim. Gençlerin başka yolları olabilir. Şu kadarını söyleyebilirim: Dışarıda güneş, deniz, avarelik ve arkadaşlar var. Onları bırakmayı, odalara kapanıp yazmayı ve okumayı göze alan çıksın yola. Alamayan vazgeçsin! Galiba çok köşeli oldu. Belki bunun da bir oluru vardır, bulunur. Dedim ya, herkes kendi yolunu kendi bulacak.

Bu kadar. Röportajı yapılmamışlığa vurmakla kimi korumaya almışlar dersiniz? Bana göre, okuru değil kendilerini. Yanlış mıyım?

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....