Menü
KAHRAMANLARIM  Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017
Hece Yazıları • KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

KAHRAMANLARIM Heceöykü, Sayı: 78, Aralık 2016-Ocak 2017

 

 

Olaysız öykü olur; ama kişisiz öykü olmaz, demişim Öykü Yazmak’ta.[1] Çünkü öykü olsun, roman olsun bir durumu, bir an’ı, bir konumu ‘insan’ açısından anlatmak ve okunur kılmak için yazılır. Madem insan’dır söz konusu olan, bu böyle. Kişinin insan olması şart değil;  kişileştirilmiş bir nesne, diyelim bir araba, bir at, bir ağaç, bir mekân, mesela bir park da kişi sayılır. Şundan ki onlar üzerinden anlatılan da beşerî dünyadır nihayetinde.

Peki, kahraman? ‘Kahraman’, başkişidir ve geleneksel anlatıya aittir. İlk örnekleri edebiyatın destan, masal gibi olay ağırlıklı en eski anlatılarıyla sonraki zamanların mistisizm ve mitolojiyle de harmanlanmış aşkî ve epik halk hikâyelerinde görülür. Modern anlatıya 17’nci yüzyılda geçer. Polisiye, fantastik, gerilim, psikolojik, politik gibi alt edebî türlerde de olur. Anlatının merkezinde yer alır ve anlatıyı olay ve düşünce boyutunda götürür. Kimi kahraman bir sosyal kimliğin temsilcisi olarak çıkar okur önüne. O kimliğin ortak özelliklerini taşır üzerinde. Tipiktir. Kimi kahraman da kendisini kuşatan olumsuzluklar nedeniyle anlatının başlangıcında güçsüz, ezik bir konumda iken verdiği mücadele ile finalde ipi göğüsler. İç dünyalarını açanlardan kimi de artı olarak bir toplum sorununu yüklenir ki onların okur katında kabulleri daha kolay olur.[2]   

Kahraman’ın bendeki ilk çağrışımı savaş’tır. ‘Kahraman’ böyle riskli ve tehlikeli durumlarda yararlık gösteren, kendisinden önce başkalarını düşünen, onları selamete çıkaran bir yiğittir. Bir olayda önemli yeri olan kimse için de ‘kahraman’ denir günlük dilde. Benim öykülerimde böyle büyük kurtarıcılar, toplumu felaketten selamete çıkarmış liderler yoktur. Hatta günlük hayatın küçük insanlarını uğradıkları sıkıntılı olaylardan çekip alan önemli(ce) özgecil insanlar da yoktur. Olmamalı da bence. ‘Kahraman’, öyküye sığmaz galiba. Uzun ve detaylı anlatı gerektirir; o da ‘öykü’ değil roman’dır. Sözcüğün etimolojisi de, konuluş anlamı da öykü’ye izin vermez. Roman’ın başkişisidir kahraman.

“Kahraman Olamamak” adlı bir hikâyem var. Eğitimin yaygın olmadığı yıllarda bir taşra şehrinde, anne, oğlu ve kızı arasında geçen bir aile hikâyesidir. Kadının hiçliğini anlatır. Şöyle ki anne evde gömlek terziliği yapar, kızı reji idaresinde tütün işçiliğine başlar; okuması için İstanbullara gönderilmiş oğlun masrafını birlikte karşılarlar. Oğlun tatillerde gelişi bayram sevinci yaratır evde. Okuduğu kitaplardan, seyrettiği filmlerden, oyunlardan öyle söz eder ki kardeşinin ağbiye hayranlığı arttıkça artar. Fakat oğul evlenip çocukları olunca ziyaretler azalır; anne oğluna içerler, fakat toz da kondurmaz. O kadar ki yeni durumu değişen hayat şartlarıyla açıklayarak makulde duran kızını bile ağbisini inkâr etmekle suçlar. “Ağbimin öykü kahramanlarının saten saten, kat kat açılışına benzemekti muradım” diye düşünür kız, fakat o da yine suçlu olarak dil acemiliği yapmış gibi kendini görür.

Okuyamamış, evlenip yuva kuramamış bu kızcağız oyunlardaki, filmlerdeki kahramanlara özenip annesine teselli vermek, yol göstermek istemiş sadece. Suçu bu. Ancak annesi kahraman olmasına izin vermediği gibi kız da kendisini suçlu görmekte. Edilgen bir kişilik. Kahraman olması imkânsız. Fakat kendisinin sığınan değil sığınılan olduğunun da farkında. Öykü boyunca saten saten, kat kat açar kendini kız. Kahraman değildir ama müthiş bir karakter’dir. Kızın kahraman’la kastettiği budur belki. Karakter topluma açık yanı olsa da “öncelikle kendi kimliğini ve kişiliğini temsil eder”. Bireydir.[3] Öyküye daha çok yakışır gibi. Kahraman’ı tabii kişi anlamında kullanmıyorsa kız. ‘Başkahraman’ diye de bir terim var çünkü.

Sözcükleri terim anlamları dışında kullanmak kafa karışıklığı mıdır? Alanları dışında değil. Hele ki öyküdeki kızcağız için hiç değil. Kafa karışıklığı var ise bu bana ait. Ancak akademik çalışmalarda bile sözcükler dondurulmamalı. Katı gelenekçiler dışında böyle kullanılmakta zaten.

Örneğin Erdem Dönmez, şu alıntıda,  karakter’i ‘gerçek kişi’, kahraman’ı da ‘öykü kişisi’ anlamında kullanır:

“Temelde her yönüyle insana dayanan roman ve öykü, gerçeği anlatma, gerçek dünyayı metne yansıtma amacında olan metinlerdir. Ancak gerçek hayatın bire bir kopyası değildir. Nitekim gerçek hayatta yaşayabilecek herhangi bir karakter, hatta yaşayan bir karakter, metne girdiğinde kurgunun kahramanı olur; gerçek hayattakinden farklılaşır.”[4]

Kahraman’ı Necip Tosun da ‘öykü kişisi’ anlamında kullanır: “(Necati Mert’in) öykülerindeki dram, hem bir şeye mahkûm ve mecbur olmak hem de ona sığamamak, taşmak ikilemi üzerine oturur. Bir yanı tıklım tıklım dolu, bir yanı boş. Bu çelişkiyi yaşayan ve muhasebesini yapan kahramanlar, kendilerini kontrolsüz bir şekilde sokakta dolaşırken bulurlar. Pek çok öyküde kahramanlar, bu kıstırılmışlık ve acıyla şehrin sokaklarında dolaşırlar.”

Peşinden gelen paragrafta ise –‘kahraman’ yetersiz bulunmuş olacak- ‘karakter’ tercih edilir: “Necati Mert’in öyküleri karakter ağırlıklıdır. Her öyküsünde bir karakter yaratır ve öykü bunun üzerinden anlatılır.” Karakterler için de ayrıca şunları der: “Anlatıcı, tümüyle kişiye/persona’ya, onun eylemlerine, duygu ve düşüncelerine odaklanmıştır. Burada anlatım çoğunlukla diyaloglara yaslanır. Mert, bir atmosfer yaratarak anlatmaktan çok, olaylar ve durumlar etrafında kişiyi hikâyeleştirir. Farklı yaşamları, karakterleri değil sıradan insanların sıradan yaşamlarını gündeme getirir.”[5]   

Evet, olaylar, durumlar etrafında sıradan insanlardır anlattıklarım. Muhayyilem zengin ve geniş değil. Bu yüzden uzağa gitmem. Yaşadıklarımdan yararlanırım. Yakınlarımdan alırım. Anlatılanları dinlerim. Sonra, okuduklarım... Kaynaklarım bunlardır. Bana seçme, ayıklama, ekleme, sıralama düşer sadece. Bir de düşündüklerimi, duygularımı hiç eksiksiz anlatacak dili bulma. Kısaca eğip bükme. Yazarına karşı gelen kahramanlar varmış, onlara söz geçirmek imkânsızmış, onlar kendilerini oldurur, yazdırırlarmış. Bildiğim bir şey değil. Gerçek hayattan alınmış bir kişi de olsa eğip bükme işi anlatılan kişiyi o kişi olmaktan çıkarır. Karakter, yazarındır yani.

Kahramanın başına buyrukluğundan söz edenlerin anlattığı bir şey var elbette. Sanırım o da şu: Kahramanınızı dinleyiniz. O, sizin kuklanız değil.



[1] Necati Mert, Öykü Yazmak, Hece, Ankara, ikinci basım: 2015, s. 61

[2] Fazlası için bakınız: Hakan Sazyek, Roman Terimleri Sözlüğü, Hece, Ankara, s. 189-190

[3] Fazlası için bakınız: Hakan Sazyek, Roman Terimleri Sözlüğü, Hece, Ankara, s. 190-193

[4] Erdem Dönmez, Necati Mert: Hayatı, Öykücülüğü ve Eserleri, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yüksek Lisans. Tezi, Kütahya, 2013, s. 320

[5] Necip Tosun, Günümüz Öyküsü, Dedalus, İstanbul, 2015, s. 19-20

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....