Menü
ÖMER SEYFETTİN VE AVANGARTLIK  Edebice,,Yıl: 4, Kış 2020, Sayı: 21
Diğer Yazılar • ÖMER SEYFETTİN VE AVANGARTLIK Edebice,,Yıl: 4, Kış 2020, Sayı: 21

ÖMER SEYFETTİN VE AVANGARTLIK Edebice,,Yıl: 4, Kış 2020, Sayı: 21

 

 

Ömer Seyfettin, daha ilk görev yeri İzmir’deyken Ali Canip’e mektup yazar, edebiyatta sanatla yetinemeyeceğini, bundan nefret ettiğini, edebiyatın, aslında, duyguca alçalmış insanlığa karşı koruyucu, yazarların da birer rehber olduğunu söyler.[1]  Arkasından, Yakorit’ten yazılan 28 Ocak 1911 tarihli mektubu gelir. Önceki mektubunda, edebiyattan nefretinin “iğrenç, tiksindirici bir nefret” olduğunu yazmıştır, bu mektubunda da nefretin edebiyattan çok dile olduğunu açımlar. Çünkü dilimiz berbattır, perişandır, bilime ve mantığa aykırı bir dildir. Şöyle der: “Garp edebiyatını biraz tanıyan, mümkün değil, bu ‘nefret’ten kurtulamaz.” Öyleyse ne yapmalı? Onu da söyler: “Bu lisanı zaman ve vâkıf-âne bir sa’y [sıkı bir gayret] ‘tasfiye’ eder. Ben, işte, edebiyattan vazgeçtikten sonra ... bu ‘tasfiye’ye de yardım edeceğim.” Bunun için de “hakikate muhtaç Türkleri Asya’nın karanlıklarına götürmeye çalışmayacak”, Arapça ve Farsça tamlamaları bırakmakla işe başlayacaktır. “Bunlar ancak süs içindir. Kimin gösterecek, teşhir edecek fikri yoksa onları çok kullanmıştır.” Bunu, tasfiye için önemli bulur: “Eğer terkipler terk olunursa ‘tasfiye’de büyük bir adım atılmış olmaz mı?” Mektubu bir çağrıyla tamamlar: “Bunu yalnızca başaramam: Geliniz Canip Bey, edebiyatta, lisanda bir ‘ihtilal’ vücuda getirelim. Ah büyük fikir. Sa’y [çalışma], sebat ister.”[2]

‘İhtilal’ sözcüğü atlanmamalı. Çünkü Ömer Seyfettin’in, ülküsünde ta baştan kararlı olduğunu gösterir. Mektupta geçen “tasfiyede büyük bir adım” ifadesi de en az ‘ihtilal’ sözcüğü kadar dikkat çekici, üstelik üç kez kullanılıyor ‘tasfiye’. Niçin? Cemil Yener’in yorumuyla: “(Ömer Seyfettin’in) dil arıtmasında yabancı tamlamaları atmakla yetinmeyeceğini anlıyoruz.”[3] Katılırım. Azımsama var burada. Kararlılık da var. Ama maceracılık yok. Çünkü Asya’nın karanlıklarından da söz ediyor Ömer Seyfettin. 

Ömer Seyfettin, yolun başında böyle.

Genç Kalemler’in bir Yeni Lisan dergisi olarak çıkışı 11 Nisan 1911 tarihli sayı ile olur.[4] İlk yazı Ömer Seyfettin tarafından bir haftada yazılır, “Yeni Lisan” başlıklı yazılar altıncı ve sonraki sayılarda Genç Kalemler Tahrir Heyeti imzasıyla çıkar ve on ikinci sayıya kadar hızından bir şey eksilmez.

Yeni Lisan Türkçeyi eski haline döndürme eylemidir, bunun için de özetle: 1) Arapçanın, Farsçanın kurallarına göre yapılmış tamlamalar, çoğullar, edatlar –yerleşmiş olanlar hariç- dilden çıkarılmalı, 2) Arapça ve Farsça sözcüklerin isim mi, sıfat mı olduklarına karar, bu dillerdeki değil, Türkçedeki anlamlarına bakılarak verilmeli, 3) Arapça ve Farsça sözcüklerin kendi yazımları korunmalı, fakat Türkçe sözcüklerde karışıklığı önlemek için “huruf-i imla” denilen ünlüler yazılmalı.

Ömer Seyfettin, 28 Ocak 1911 tarihli mektubunda konuya değinmiştir; “Yeni Lisan” makalesinde bunu “Tasfiye” ara başlıklı bölümde yeniden kaleme alır: “‘Dernek’in arkasına takılıp akim (kısır, sonuçsuz) bir irticaa doğru ... bundan bir düzine asır evvelki günleri yaşayan kavimdaşlarımızın yanına mı gidelim? Bu bir ‘intihar’dır.”[5] Yine ‘intihar’. Burada Dernek’ten kasıt, Tasfiyecilerin toplandığı Türk Derneği’dir. Dernek, tasfiye konusunda serttir, dilin bütün yabancı kelimelerden temizlenmesini ister. Ömer Seyfettin, konuşma dilinden yanadır, aralarındaki farkı bununla açıklar. “Beş asırdan beri konuştuğumuz kelimeleri, menus denilen Arabî ve Farisî kelimeleri mümkün değil terk edemeyiz.”[6]

Yabancı kelimelere öfkesi yok Ömer Seyfettin’in, şöyle diyor: “Her lisana diğer bir lisandan birçok kelimeler geçer. Yalnız ‘lisaniyet’ geçemez, yani kaideler geçemez.”[7]  Yabancı dil kaidelerine göre yapılmış tamlama, sözcük öbeği ve kelimelerin bile –eğer dile yerleşmişlerse- dilde kalmalarında Yeni Lisancılar açısından sorun yoktur. Sorun, dilden hem yabancı kelimeleri hem yabancı kaideleri toptan atmak isteyen Tasfiyecilerin sorunudur. Atılan kelimelerin yerine Türkçeleri nereden, nasıl sağlanacaktır? Tasfiyeciler Türkçenin uzak geçmişinden veya Doğu Türkçesinden kelime alıp koymayı bile düşünürler ki başlı başına sorundur. Kolektif hafızada yaşamayan sözcüklerle dil olmaz çünkü. Nasıl ki Arapça ve Farsça kelimelere bağımlı Servet-i Fünûncuların ve onları izleyen Fesahatçılar’ın da dilleri yoktur.

Hakan Sazyek’in iyi çalışılmış, iyi anlatılmış, dolayısıyla eleştirilmesi benim için zor bir yazısı var, Hece’nin “Hikâyenin Türkçe Sesi Ömer Seyfettin” özel sayısında (Sayı: 265, Ocak 2019): “Edebiyatımızın İlk ‘Yıkıcı-Yaratıcı’sı: Ömer Seyfettin.”

Yeni Lisancılara kadar “modernleşme sürecinde edebiyatımızdaki ‘eski’-‘yeni’ ilintisi(nin) iki şekilde gerçekleş(tiğini)” söylemekte Sazyek. “İlkinde ‘yeni’ ... ‘eski’nin, olumlu gördüğü yanlarını dönüştürerek, modernize ederek devam ettirir.” Örnek: Şinasi’nin ve Namık Kemal’in çabaları.[8] “İkincisi ise ‘yeni’nin, ‘eski’ye saygısını korumakla birlikte, estetik kabullerinde ondan olabildiğince uzaklaştığı tarzdır.” Örnek: Servet-i Fünûn’un yenilikçiliği. Üçüncü geçiş tarzını ise “çatışmacı bir tavra yaslan(dırır) Sazyek, avangart’ı da buraya alır. Ve uyarır. “Avangardın popüler karşılığı ‘öncü, yenilikçi’ şeklindedir”  ama “popüler bir kısıtlılığa (da) sıkıştırılmama(lıdır).”[9]  Calinescu da avangardı “kesin bir militanlık duygusu, nonkonformizm övgüsü” ve “geleneklere son aşamada galip geleceğine olan güven”le niteler.[10] Daha açık niteleme de şöyle: “Sanatta bir hareketin avangart özelliği taşıyabilmesi için onun geçmişe yönelik yıkıcı, manifest bir tutum içinde olması temel koşuldur. (...) Bir başka deyişle, avangardı salt öncü, deneyselci olan, dolayısıyla gelenekten ayrılan hareketlerin kendilerinden çok bu ayrılışı militarist bir şekilde gerçekleştirme yönlerine bağlamak gerekmektedir.”[11]

Sazyek, alıntılardaki kimi sözcükleri de avangart üzerinden değerlendirir. Sözgelimi “iğrenç”, “tiksindirici” ve “nefret” sözcüklerini “Ömer Seyfettin’in yerleşik edebiyat anlayışına yönelik duygularının temeli” olarak okur ve             “avangardın ‘antagonizm’”i ile ilişkilendirir. “Ah büyük fikir, say, sebat ister” cümlesinde vurgulanan dirençli çalışma tutumunu da, avangardı “bir eylem biçimi olarak niteleyen Lyotard’ın ‘zahmetli, sebat isteyen bir mesai’ sözleriyle” buluşturur. Mektuptaki “ihtilal” sözcüğünün, başlayacak Yeni Lisan hareketinin müjdecisi, “tasfiye”nin de karşıt güçlere verilecek mücadelenin adı olduğunu söyler.[12]

Böyle midir gerçekten?

Evet, başlangıçta böyle. Ama mektuplarındaki o yıkıcı, militan dil giderek silinir. Ediminin  “tasfiyecilik” konulmuş adı da  “sade dilcilik” olarak değiştirilir. Ömer Seyfettin ve arkadaşları, Tasfiyeciler gibi kelime tehcirine kalkışmıyor; Türkçeye girmiş/yerleşmiş her sözcüğü Türk/çe görüyorlar çünkü. Ömer Seyfettin’in veciz ifadesiyle: “Ateş od’dan, keder kaygu’dan, Allah Çalap’tan daha Türkçedir”.   

Yerleşmiş yabancı sözcüklerin atılmaması gerektiğini Ömer Seyfettin’in “temkinli” oluşuna bağlayanlar var; İsmail Parlatır bunlardan biri.[13] Zeynep Korkmaz da dengeci olduğunu düşünüyor Ömer Seyfettin’in: “...devrinde Fesahatçılarla Tasfiyeciler arasında yer alan sağlam bir dengeleme hareketinin temsilcisi olmuştur.”[14]

Ömer Seyfettin’in temkinli, dengeci veya orta yolcu olması Türkçenin lehinedir. Gönül isterdi ki Cumhuriyet’e Yeni Lisancıların dil anlayışları taşınsın. Öyle olmaz. Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, çağdaş ve laik bir toplum/ulus yaratma projesinin parçası kılar dili. Bunun için de dil politikası olarak Tasfiyecilik’i seçer. Yahut şöyle: 1930’lu yıllarda Güneş-Dil Teorisi ve Mustafa Kemal’in Tarih Tezi ile temellendirilen, 1940’lı yıllarda Nurullah Ataç’la meydan aldırılan Öz Türkçecilik, geçmişteki Tasfiyecilik’in devamıdır.

Bana öyle geliyor ki çatışmacılık, militanlık, konformizm karşıtlığı ve militarist saldırganlık... eğer avangardı belirliyorsa, burada avangart olan, Ömer Seyfettin değil Tasfiyecilerdir. Yukarıda söyledim tekrar olacak: Hakan Sazyek’in yazısını eleştirmek kolay değil; iyi çalışılmış, iyi anlatılmış. Ancak avangart dendiğinde aklıma gelen yazarlara bakıyorum da: mesela Feyyaz Kayacan’a, mesela Sevim Burak’a, Ömer Seyfettin’le aralarında bir yakınlık göremiyorum.

Diyeceğim, Ömer Seyfettin, bana bu açıdan da avangart gelmiyor.

 

  

 

 

 


[1] Ali Canip Yöntem, Ömer Seyfeddin Hayatı-Eserleri, Remzi, İstanbul, 1947,  s.30-31.

[2] Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri/Şiirler, Mensur Şiirler, Fıkralar, Hatıralar, Mektuplar [Haz: Hülya Argunşah], Dergâh,İstanbul, 2000, s. 329.

[3] Cemil Yener, “Ömer Seyfettin’in Öykücülüğüne Toplu Bir Bakış”, Türk Dili [Türk Öykücülüğü Özel Sayısı], cilt:XXXII, sayı:286, Temmuz 1975.

[4] Ali Canip Yöntem, a.g.e., s.13.

[5] Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri/Makaleler 1 [Haz: Hülya Argunşah], Dergâh, İstanbul, 2001, s.106.

[6] Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri/Makaleler 1 [Haz: Hülya Argunşah], s.106.

[7] Ömer Seyfettin, Bütün Eserleri/Makaleler 1 [Haz: Hülya Argunşah], Dergâh, İstanbul, 2001, s.137.

[8] Hakan Sazyek, “Edebiyatımızın İlk ‘Yıkıcı-Yaratıcı’sı: Ömer Seyfettin”, Hece: Hikâyenin Türkçe Sesi Özel Sayısı: 265, Ocak 2019, s.34.

[9] Hakan Sazyek, a.g.m. s.35-36

[10] Hakan Sazyek, a.g.m. s.36

[11] Hakan Sazyek, a.g.m. s.36

[12] Hakan Sazyek, a.g.m. s.38-39.

[13] İsmail Parlatır, “Genç Kalemler Hareketi İçinde Ömer Seyfettin”, Doğumunun Yüzüncü Yılında Ömer Seyfettin,

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi, Ankara, 1985, s.99.

[14] Zeynep Korkmaz, “Ömer Seyfettin ve ‘Yeni Lisan’”, Millî Kültür, Haziran 1980, cilt:2, sayı:1, s.11.

 

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....