Menü
BENİM İÇİN DENEME   Hece Türk Edebiyatında Deneme Özel Sayısı: 282283/284, Haziran/Temmuz/Ağustos 2020
Hece Yazıları • BENİM İÇİN DENEME Hece Türk Edebiyatında Deneme Özel Sayısı: 282283/284, Haziran/Temmuz/Ağustos 2020

BENİM İÇİN DENEME Hece Türk Edebiyatında Deneme Özel Sayısı: 282283/284, Haziran/Temmuz/Ağustos 2020

 

 

Deneme dendi mi benim aklıma Çetin Altan’la Attilâ İlhan gelir ilkin.

Çetin Altan, kelimebaz’dır. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynar kelimelerle; aralarında uzak ilişkiler bulunan yahut hiç ilişki bulunmayan iki kelimeyi öyle yan yana getirip bir öbek yapar ki “tıp esnafı” gibi, “yuttur kaydır oyunları” gibi. Sanki Hallaç Baba’dır, kelimeleri diter, kabartır: “Sokakta çatık kaşla omuzları dalgalandırarak dolaşıyoruz” der, “Belki de yaşam bir tulumba borusudur. Dolar boşalır, boşalır dolar” der, dili havalandırır da havalandırır. Üzerinde kara bulutların gezdiği sıralarda eski Haseki Hastanesi’ni “kendiliğinden sönmesi için bir kenara bırakılmış bir mangala benzet(ir)” ki hiç unutulası değil.

Attilâ İlhan’ın cümleleri bir başkadır, yok, bir değil, çok başkadır. Ancak kimi bağımlı, kimi bağımsız ve pek çok yan cümlecik ve kaynaşık cümle gerektiren bir durum, Attilâ İlhan’ın elinde adeta virgüller, noktalı virgüller, iki noktalarla bölünmüş, parçalanmış, eklenip çıkarılmış cümlelerle anlatıldığında kavranır olur. Anlattığı ne kadar güç olursa olsun, dili çetrefilleşmez Attilâ İlhan’ın.

Kudemadan Ahmet Haşim’le Abdülhak Şinasi Hisar’ı severim. Biri diğerinden önde değildir benim için. Onların cümleleri de bileşiktir. Fakat çok ağırbaşlılar. Gülmez hele ki nüktesiz değiller muhakkak, nedense bunu göstermiyorlar.    

Ahmet Hamdi Tanpınar, benim için Beş Şehir’dir. Bir şehir nasıl okunur, ondan öğrendim.

Yetişme yıllarımda Suut Kemal Yetkin’i çok okudum. Şimdi pek aramıyorum.

Nermi Uygur, söyledikleriyle önemli bir denemeci. Ama TDK Türkçesi. bana dokunuyor.

Selâhattin Batu’dan Rüzgârlı Su ile Romancero’yu okumuştum vaktiyle. Hece’in Deneme Özel Sayısı nedeniyle eserlerine döndüm. Sonradan bırakmış olsa da çok farklı bir sanat anlayış var, özellikle İnsan ve Sanat’ta. Batu gezi edebiyatının çıtasını yükseltmiş bir yazar.

 Haldun Taner, eski kelimeleri de TDK’nın tilciklerini de Batı’dan gelenleri de birlikte kullanır. Ayrısı gayrısı olmayan ayrıca mizahlı dili okutur bana galiba Haldun Taner’i.

Şair denemecilerden Cemal Süreya’yı, Hilmi Yavuz’u, şairliği yanında oyun yazarlığı da olan Murathan Mungan’ı, yine bir oyun yazarı Memet Baydur’u elbette unutmamalıyım.

Bir de dünyaya gözlerini yumalı dört yıl olmuş bir isim: Hakkı Devrim. Yeterince farkına varılmadığını düşünüyorum. Hatırlayanlar, Hakkı Devrim’i Radikal’deki köşesi “Cihannüma”da, daha çok “Dil Yâresi” adlı köşecikte dil yanlışları üzerine yazdıklarıyla, belki bundan da çok Okan Bayülgen’le yaptıkları televizyon programlarından hatırlayacaktır. Oysa Hakkı Devrim, özellikle Pazar yazılarıyla benzersiz bir denemecidir. Radikal’den önce çalıştığı gazeteler de var; diyeceğim o gazeteler taransa, güncelliği sürenlerle, o unutulmaz Pazar yazıları toplansa büyük hayır olur. İki gelinim için kullandığım “gelin kızlarım” deyişi, “durmasını bilmek” deyimi Hakkı Devrim’den aldıklarımdır. Keza “takdir” kelimesini de makamca, yaşça alt’ın üst’e değil, ancak üst’ün alt’a kullanabileceğini ondan öğrendim.

 

Bir yazıyı/metni deneme yapan, bence “düşünce” ve “üslup”tur. Düşünce didaktik türlerin hepsi için geçerli. Hatta şiir, oyun, öykü ve romanda da örtük olarak var. Ancak denemedeki düşünce esnektir. Ne bilim titizliği ister ne de dipnot gerektirir. Rönesans’la ortaya çıkar deneme; Rönesans Hıristiyanlığa ve Kiliseye öfke demektir; bu nedenle denemeden hep dogmatizme karşı çıkması beklenir. Denemenin isim babası Montaigne. Kitabını tanıtırken, “Yapma ve zoraki değil, sade, tabii ve her günkü kıyafetimle görünmek istiyorum; çünkü betimlediğim kendi kendimdir” diyor. Özetin özeti: “Kitabımın konusu ben kendimim.” Benim de denemeden anladığım, düşüncemin bana göre olmaklığıdır. Yanlışmış, muzırmış, eksikmiş düşüncem –olabilir. Tarih, olmaz sanılan nice şeyin olduğunu gördü. Görmeyecekse de denemeci düşüncesinden vazgeçmez. Böyle diyorum ya, kastım düşüncenin büyük büyük kırılmaları değil. Günlük sıradan hayatta bile ancak şeytanın gör diyebileceği açılar, duruşlar var, onları fark ettirmek de çok önemli.

Üslup, edebi nesrin olmazsa olmazı. Ama didaktik türlerde yok mu? Olmamalı mı? Var da çok az. Sanırım, denemeyi didaktik türlerden ayıran da o. Denemeci, bir öykü, bir roman yazarı gibi dilin her imkânından yararlanır, düşüncesini üslubuyla okutur.

                                                                                                 

 

Necati Mert

Türk yazar, eleştirmen İlk ve orta öğrenimini Yozgat'ta tamamladı. Ankara Meslek Yüksekokulu Kamu Sevk ve İdaresi Bölümü'nü bitirdi....